Sizi tanıyabilir miyiz?
Ben Ayvalık doğumluyum. Yaşım itibariyle de sizin sorularınızı kısmen, tamamen değil de kısmen, yanıtlayabilecek bir yaşta olduğumu sanıyorum. Yaşımı vermeyeyim. Yazıyorum, çiziyorum, çeviriyorum, işim bu.

İsminizi alabilir miyiz?
Ahmet Yorulmaz.

Hatırlayabildiğiniz kadarıyla Ayvalık’ta 2. Dünya savaşı yıllarında hayat nasıldı?
Bunun en bariz, en belirgin olarak belleğimde yerleşmiş olanı, ekmeği, şekeri vesikayla aldığımızdır, yokluklar içinde kıvrandığımızdır, hatta büyüklerimizin ölenlerine kefen bulamadıkları şikayetleri belleğimdedir.
İkinci Dünya Savaşı’nın yokluklarını sıralamanın alemi yok artık, çok geride kalmış şeyler, ne ki ben o tarihlerde 7-8 yaşlarındaydım. Sonra bir kitabıma araştırma yaparken sizin bu araştırma konunuzu besleyecek şöyle bir bilgiyle karşılaştım; bu bilgiyi de kitaplarımın birine kattım, Midilli’den Alman işgali üzerine kaçıp buralara sığınan Yunanlılar, geldiklerinde bu gümrük alanında ya da öbür taraftaki sahilde zamanın belediye başkanı tarafından halkın varlıklı kesiminin evlerine dağıtılmışlar. Hatta içlerinden biri, belediye başkanının sıkılığına, hasisliğine bir gönderme mi yapıyordu yoksa bunu sağlamaya mı çalışıyordu bilmiyorum, başkana hitaben söyleniyor, bağırıyordu, “sen de al, sen de al” diye. Çünkü her eve bölüşülüyor ya . Fakat bakıyorlar ki başkan kendisine kimseyi almıyor, onun üzerine kalabalıktan bağırıyorlardı. Onlardan sonra bir başka şey anımsıyorum ki o tarihlerde herhalde artık 12 yaşlarında olacağım, savaş bitmek üzere, bu sahilde, belediyeden ilerideki şeyde, bugünkü motor iskelesinin yanındaki küçücük koyda, yüzükoyun, denizin içinde, çırılçıplak bir erkeğin cesedi, sonra bir başka gün yine bir, iki belki üç cesetle daha karşılaştım çocuk olarak. Bu cesetlerin Midilli’den geldiğini söylediler.

Gidişleriyle ilgili neler hatırlıyorsunuz?
Gidişlerinde bu alanda, şimdi yanı başında bulunduğumuz gümrükten, Güzin motoruyla ayrıldıklarını anımsıyorum. Buradan ayrılırlarken, tıka basa dolu motorun içinde giden Rumlar, “Zito Turkiya, yaşasın Türkiye” diye bağırdıklarını anımsıyorum. Uzun süre, Cunda önlerine gidinceye kadar bağırdılar.

Onları uğurlayanlar var mıydı iskelede?
Halkımız burada toplanmıştı. Onların gidişlerine el sallıyorlardı.

O zamanlar burada Giritliler varmış, ona ilişkin bir şeyler hatırlıyor musunuz?
Hatırlamıyorum ama o konularda araştırıp yazan bir yazar olarak şunu söyleyebilirim; onlar Girit’teki katliamdan kaçıp gelen Türklerdi. Düşününüz ki ne kadar insanlık duyguları yüksek, ahfadı tarafından kesilip biçilen Türkler, Yunanlılar buraya sığındıklarında onlara kucak açmışlar, evlerini ve sofralarını açmışlar. Bu da bizim ulusumuzun yüksek insani hislerini açığa çıkaran bir hareket bence.

Biz araştırırken gördük ki bahsettiğimiz dönem pek hatırlanmıyor, bilinmiyor. Sizce bunun nedeni ne olabilir?
Bana göre kuşaklar değişmesidir. Yani bunu yaşayan kuşakların ölüp gitmesidir. Çocuklarına nakletmemişler, yeri gelmemiş belki unutmuşlar, üstelik o dönemi yaşayanlar benim gibi, Ali bey gibi, azaldık artık. Bizim de göçmemizle birlikte bunları anımsayan hiç kimse kalmayacak. Sizin belgeselleriniz kalacak.

Türk- Yunan ilişkileri hakkında, bir yazar olarak, ne düşünüyorsunuz?
Tarih ve coğrafya bizi yan yana yaşamaya mahkum etti. Bu mahkumiyeti olumluya çevirmek bana göre her iki ulusa da düşer. Birbirinin toprağına göz dikmeden, kimse kimsenin aleyhine yayılmacılık düşünmeden, yani uluslar arası politikada epektatis dedikleri, epektatismden sapmadan barışı kurabilirler. Ama bunun tek şartı yayılmacılığı reddetmektir. Yayılmacılığı reddederse her iki taraf da ulusal sınırlar sadece kağıt üzerinde kalacaktır, her iki taraf da birbiriyle ticaret ve sanayi yapabilecektir, turizm yapabilecektir. Kısacası akla gelebilecek her türlü olumlu çalışmayı gerçekleştirebilecektir. Tek şart yayılmacılıktan vazgeçmek.
Bunu söylemek çok acı ama saptadığım kadarıyla komşularımız çok yayılmacı. Biz Atatürk terbiyesiyle yetişmiş olanlar, Türkiye’nin genel politikası da bu yöndedir, yayılmacılığı reddeden bir ulusuz. Yurtta sulh, cihanda sulh diyoruz. Biz buna uymaya çalışıyoruz, dilerim komşularımız da uysunlar, ebedi barışı yakalayalım ve sonsuza dek işbirliği yapalım.

Halklar nezdinde bunun gerçekleşeceğini düşünüyor musunuz?
Her iki tarafın da bana göre şahinleri var. Yani her iki tarafın da yayılmacıları var. Gönül diler ki yayılmacılar aydınlansınlar, dünya görüşleri değişsin, yumuşasınlar ve savaşları reddetsinler.

Teşekkür ederiz.


 


» Abdülgani Kalaycı
» Ahmet Akcan
» Ahmet Gönül
» Ahmet Yorulmaz
» Ali Onay
» Angeliki Voyaci
» Bayram Dikoğlu
» Bekir Sıtkı Baykal
» Dimitrios Karaminas
» Dimitros Karatzitzis
» Fatma Bozdemir
» Hacer Kurt
» İbrahim Gündenç
» Kazım İnam
» Manolis Violatzis
» Mehmet Hayati Ocak
» Nikos Demerci
» Nikos Karavas
» Osman Hakkı Akbaykal
» Panayotis Doukas
» Spiros Pavlis
» Yorgos Photellis
» Yorgos Primos