Teyzeciğim şimdi sen uzun süredir Didim’de yaşıyorsun.
Burada doğmuşum ben. Memleketten geldikten 4 sene sonra doğmuşum. Memleketten gelme değilim yani.

Peki annen baban memleketi nasıl anlatırdı?
Valla annemi görmedim, annem ben 5 yaşında bir de 7 yaşında ablam, 2,5 yaşında oğlan kardeşim arken öldü.  27 yaşında annem ölmüş. Bir sene kadar yattı yatakta hatırlıyorum.

Peki baban?
Babam işte dediğim gibi, 17-18 yaşında gitmiş, çok anlatırdı o eski şeyleri, gönüllü gitmiş askere.

Peki memleketi nasıl anlatırdı? Nasıl gelmiş?
Memleketi nasıl anlatacak, savaş bittikten sonra o gitmiş tekrar, memlekete dönmüş. Hani o İzmir'lere İstanbul'lara hep gelmiş o, karışık zamanlarda gelmiş. Ondan sonra geri gitmeseymiş, o efelik yapmış, yani ona çiftlik vereceklermiş ama o geri gitmiş. Ondan sonra Atatürk’ün bilmem mahur mu mübadele mi?

Mübadele?
Evet, öyle gelmişler bunlar. Anlaşmışlar Atatürk’le Yunanlılar, buradan gitmişler. Daha bizimkiler gelmeden, onlar gitmişler. Kimin fazla evi varsa vermişler. Onlar da malını mülkünü her şeyini almışlar, pılısını pırtısını, mesela eşeğini öküzünü yani, gönüllü gelmişler. Binmişler bir eski gemiye. Oradan 14 günde mi 18 günde mi gelmişler. Battık batmadık, battık batmadık, 60 hane insan gelmiş buraya. Köy bomboşmuş, kimse yokmuş. Savaş mavaş her şey bitmiş, ondan sonra onlar gelmişler. Geldikten sonra herkes gezermiş, yani tutmazmış burası onları. Bir Nisan ayında gelmişler, bahar zamanı, bele kadar ot içindeymiş. İsteyen beğendiği evi tutacak, şeyi tutacak. Kimisi Akhisar’a gitmiş, tekrar gelmiş, öyle yerleşmişler işte, velhasıl anamla babam burada evlenmişler, ablam olmuş işte 2 sene sonra, 4 sene sonra ben olmuşum. Babam öyle anlatırdı. Babam da 50 yaşında öldü. Babam Efe Mehmet derlerdi. O gönüllü gitmiş ya askere, bir de Yunanlılar duymasınlar, düşmanın kuvvetini öğren demişler, bildirmiş bunlar çete gibi öyle.

Peki bu Alman Harbi çıktığı zaman siz burada mıydınız?
Evet buradaydım, biliyorum.

Alman Harbi çıktığında ne oldu, siz nasıl etkilendiniz bundan?
O zamanlar şey yoktu oranın, bölük geldi, burada bir bademlik vardı, kışla kurdular. Ondan sonra, o zaman şey vardı hani o Zeytinli var ya o tepede, oraya istihkâm kazdı askerler böyle, beklerlerdi şeyde. Hani çıkacak mı çıkmayacak mı şey diye. Ondan sonra orada gözetlerlerdi. Bir gün ben bizim marabalar tütün ekerdi, ben tütün ekmeye gittim yardıma. Ufak kızım ama ondan sonra bir haber geldi, gelen herkesi çeviriyorlar geriye, bir şey görmüşler, gemi görmüşler. O zaman düşün bak ne kadar şeymişiz değil mi? Ondan sonra dönüyor ve al bayrak gibi şeyler geziyor, millet kaçıyor, biz zaten ordayız, oturduk. Öyle oldu işte, korku oldu. Ondan sonra biz kalede bir koskocaman çan vardı. O papaz zamanlarında bir çan vardı. O çanı sonra alıp Akköy’e karakola götürmüşler. Sonra nöbet tutmaya başladı insanlar, içeride yaşlılar, yani çok yaşlı değil ama gene. Böyle bir gürültü duyarlarsa çanı çalacaklar, millet kaçacak.

Niye koydunuz o çanı, ne oldu?
Biz koymadık. O zaman eskiden öyleymiş, ordaymış.

Çanı niye çalacaktınız?
Çaldı mı bütün duyuluyor her bir tarafa. Şimdi çan öyle onun kendi sesi.

Çalınca ne yapıyorsunuz? 
Tehlike gördü mü çanı çalıyor o nöbet bekleyen insan, herkes kaçıyor. Alarm işte. Kaçıyoruz. Bir iki sefer öyle oldu, sabaha karşı böyle kalktık gittik tarlalara, şeylere gittik. Hani Yunanistan başka ülkelerle savaş yapıyor, bizde şey yok ama gene korkuda tehlikede. Ondan sonra bir sefer gene böyle uyurduk bir gece, ufak kızız tabi, gece baharın, gelmiş bir uçak gürleyerek bomba atmış şu yeni köyün başında, o zaman Kocakuyu derlerdi, oraya tarlaya düşmüş. Ondan sonra babam bağırıyor, ablamın adı Emine’ydi, Emine, Hacer, oğlan kardeşimin adı da Hasan’dı, Hasan’ı kaldır dedi çabuk, gelin biz duymadık, yani biz uyurduk, ay da gündüz gibi böyle. Babam böyle damın gölgesinde, insanlar saklanıyor hani, uçak gürlüyor havada. Bir de askeriye doktoru vardı bizim yanımıza yakın. O da tabanca sıkıyormuş yukarı annesi gelmiş, yapma çocuğum demiş. Millet hadi o zaman ilk korku, millet ne var ne yok köyden dışarı. Tarlalara, bayırlara, bademliklere, o zaman çok korkmuştuk. Babam kendi evde kaldı, korkmaz, biz gittik. Kapı komşusunun bahçeleri vardı. Orada sabahladık. Atmışlar Kocakuyu’ya işte birden böyle böyle topaçlar, etrafa saçılmış topraklar bütün etrafa saçılmış, kaleye atsalarmış yıkarmış. Sonra birinde ekmek götürdüm babama, yemek götürdüm. Şu benzinlik var tarla bizim, babam çift sürerdi. Derlerdi ki babana yemek götür. Götürürken baktım, şurada yakın bir ada var. Dayanmış kocaman kocaman gemiler bumbumbum bombalıyorlar o Yunan adalarını, ondan sonra öyle işte karışıklık oldu. Bir de Yunanlılar gelmiş buraya çoluk çocuk, şöyle oldu, öyle gelmediler onlar da. Biz 10-12 yaşlarında tütüne giderdik, tam da Mavişehir’e yakın tarlamız vardı, Ulubat’a yakın, şehrin bu tarafında. Tütün ekerken Yunanlılar çıkarmış. İskele varmış bir zaman ufak bir iskele varmış, Kovele orasının adı, daha hala Kovele, bakma şimdi Mavişehir. Karakolda adamlar vardı. Sonra çıkıyor bunlar ekmek arıyorlar. Tarlalara kaçıyorlar, askerler salmıyor bunları. Gelenleri yollarlarmış geriye, ama onlar kaçardı. Kaçarmış. Biz tütün ekerdik, sonra bir kız geldi öyle güzel, benden güzel, kız 17-18 yaşlarında güzel bir kız, babam Yunanca biliyor, demiş ona ki sen benim kızım olsana. Askerler bıraksa olurum demiş. İşte askerler bırakmaz ki kaçanı öyle, arayıp şey yapardı. Onu hatırlıyorum. Böyle yolda giderken bir araba, araba da yoktu o zamanda, görürdüm, asker de yine keklik gibi atardı kendilerini ormana, saklanırlardı. Orada, yol kıyısında böyle bir şeyler oldu işte.

Peki onlar buraya geldiklerinde?
Köyün içine gelemediler. O köylere yakın tarlalara dağılıyor bunlar, askerlerden saklanıyor, ekmek aramaya. Karnı aç, o ayakları insancıklar ne zahmet çekti. Alacayılan gibi ayakları soğuktan mı neden. Çok zahmet çekti onlar be. Biz bereket ondan sonra savaşa dalmamıştık ama korkuyu çektik. Hani buraya da gelir mi gibilerinden. Öyle işte.

Burada ne kadar kaldılar?
Burada hiç kalmadılar ki, köye hiç çıkmadılar ki. Kovele’den onları direk tekrar yollarlarmış bilmiyorum. Yani salmıyorlar köyün içine.

Peki siz onlara ekmek falan vesaire verdiniz mi?
Tabi canım yanımıza gelene ekmek falan veriyoruz. Şeyde hatta lokma pişirmiş yağda, öyle verirdik onlara, verirdik tabi verirdik ama askerler salmıyor ki onları. Bizim tarlamız yakındı, başka tarlalara gidemiyorlardı. Zaten bizim değil başka komşuların tarlalarına bile gitse askerler onları tutmazmış, tekrar memleketlerine mi nereye yollarlarsa yollarlarmış.

Peki gelenler daha çok nasıl, erkek kadın çoluk çocuk?
Ufak çocuk yoktu da kadın erkek vardı. Bir tanesi böyle uzun boyluydu, bizim kuyu vardı onların, zaten bizim değil de orada o Yunanlıların değil de başka Yunanlılarınmış. Bizimkiler onları bırakmış. Bir şişe verdi böyle hani yağ, zeytinyağı koyun diye. Ama şey gelmedi bir daha, gelemedi, salmadılar herhalde.

Hiç isim hatırlıyor musunuz? Mesela güzel dediğiniz kızın ismi?
Valla kim bilir, biz o zaman 10-11 yaşlarındayken o 16-17 yaşlarında çok güzel bir kızdı. O kadar güzeldi ki, bilmiyorum adını şimdi unuttum.

Nereden gelmişler peki?
Adalardan kaçıyorlar, bombalıyor ya Almanlar, bombalıyor onlar kaçıyor. Savaştan kaçıyor. Dayanmış bir gemi, bumbur bumbur gemiler, toplar yağdırıyor adalara.

Ne diyordu Yunanlılar size, bir şey anlatıyorlar mıydı ?
Anlatmadılar ama biliyoruz. Tabi onları savaşta bombalıyorlar, biliyoruz yani, biliyoruz. Açlıktan kaçtılar tabi, savaştan kaçtılar.

Kötü mü görünüyordu Yunanlılar?
O ayakları alacayılan gibiydi derim, alacalı bulacalı, soğuktan mı oldu neden olduysa öyleydi. İşte başka bir adam, o adam buraya geldi, şişe yağ aldı, gelmedi bir daha. Bir de o kız geldiydi işte, çok güzeldi. Babam Yunanca konuştu işte, biz ufaktık. Ufak mufak ama tütün ekmeye çalışıyorduk. Adamın yok bize acıması, oraya tütün mü ekilir, 2 kat böyle, ekerdik, tütüncülükle geçinirdik. Öyle işte, buralar neydi evladım, 4 bir taraf dağ taş, badem, armut ağaçları dolu. Arka kuyu derler ya oraya gitmişiz ya, o eski köyün yanında bir tarla var, 4 tarafı böyle çevre etmişler, ondan sonra çeşit çeşit bademler. Güzel bir armut ağacı vardı, nasıl yetişmiş. Hep köy kıyılarındaki tarlaların etrafı duvardı, kuru duvardı böyle. Biz bile, eski köyün kıyısında 5 dönüm bademlik bizimdi, sonra insanlar çok kalınca, tütün yapınca ağaçları yakardı, yine hep kestiler o kuzum ağaçları. Armut ağaçları vardı, hem de ne armut, belki 100 senelik. Ne şeyler vardı. Bizimkiler hep kesti şey. Ormanlıktı sonra, o eski köyde otururduk biz. Bu sonradan oldu buraları, depremle.

(3. Ses) O güzel kız geldiğinde Yunanca birşey istedi dedin sen.
İpsumi, ipsumi diyorlarmış ekmeğe. Biz de ufaktık, böyle olacağını bilsek konuşalım edelim de çok güzel kızdı. Çok güzel, öyle güzel kız ben ömrümde görmedim daha Türkiye’de bile, o kadar güzeldi. Adı Sanarya’mıydı neydi bilmiyorum, öyle birşeydi. Aklımda kaldı. Benim kızım olur musun dedi de, işte askerler bıraksa olurum demiş. Onları Kovele’den sevk ediyordu onları Kovele’den. O dediğimiz Mavişehir falan sazlıktı oraları. Öyle be insancıklar neler gördü neler yaşadı Allah bir daha savaş göstermesin. En kötü şey o. En kötü şey Allah’a dua edelim, Allah savaştan, depremden korusun yani, en kötü şey bunlar, çok kötü birşey.
 


» Abdülgani Kalaycı
» Ahmet Akcan
» Ahmet Gönül
» Ahmet Yorulmaz
» Ali Onay
» Angeliki Voyaci
» Bayram Dikoğlu
» Bekir Sıtkı Baykal
» Dimitrios Karaminas
» Dimitros Karatzitzis
» Fatma Bozdemir
» Hacer Kurt
» İbrahim Gündenç
» Kazım İnam
» Manolis Violatzis
» Mehmet Hayati Ocak
» Nikos Demerci
» Nikos Karavas
» Osman Hakkı Akbaykal
» Panayotis Doukas
» Spiros Pavlis
» Yorgos Photellis
» Yorgos Primos