Merhaba, kusura bakmayın sizi de rahatsız ettik ama öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

Osman Hakkı Akbaykal. Babamın adı Reşat, dedemin adı Selim. Selim Kaptan. Dedemin büyük kayığı varmış, Çeşme'de. Ama kayık dediğim 4–5 tane tayfa içinde, 200 baş sığır sarıyor, Çeşme’den İskenderiye’ye, hem içersinde yemi suyu her şeyi. Yelkenli. 
 
Pek buna kayık denmez kadırga gibi bir şey galiba?
Evet, zaten Selim Reis, Selim Kaptan derlerdi. Geldiği zaman toplan karşılarlarmış Çeşme’de. Tabii tayfalar var, hanımları geliyor, kızları, çocukları. Babam 55 sene bakkallık yapmış. Çeşme’den buraya Ilıca’ya gelmiş. Ilıca’da Rum ile ortak bakkal dükkânı açmışlar, Yunanlıyla. Adı da Dimitri, soyadını unuttum. Dimitri Vuhuli. O sonradan Sakız’a gitti, Sakız’ın posta müdürü oldu. Şimdide Sakız’ın posta müdürü onun oğlu.

Oğlu ile tanışıyor musunuz?
Oğluyla tanışmam, babasıyla tanışırım, fotoğrafımızda var. Her sene gelir, ziyaret ederdi bizi. Biz gidemezdik. Babam rahmetli gitmedi. Onu Atina’ya da davet ettiler, arkadaşı vardı, oraya da gitmedi. Pek hoşuna gitmezdi. Yalnız çok ahbaplıkları vardı Rumlarla. Beraber içerlermiş, amcam da beraber. Ama amcam biraz kaçırdı mı başlarmış kafa tutmaya Rumlara. Babam ağır insan, esnaf kimseyle kavgası yoktu. Ben Alaçatı’da doğmuşum. 1923 ya da 1924 senesi nüfus ama 1923’te doğmuşum. Sonra biz de baba mesleğine geçtik, bakkallığa. 1949 senesi burada bakkal dükkânım vardı, Ilıca’da. O sene burada büyük deprem oldu, 49’da, banyo suları yerden 50 santim kadar yükseldi. Ben dedim bunlar şeyi basacak, denizde kırmızı su patladı. Oradan Kaynarca’dan plaja kadar deniz kıpkırmızıydı. O zaman ben bakkal dükkânından biraz zarar ettim. Depremden döküldü lambalar, rakılar, bilmem neler düştü falan. Bazısına yardım ettiler, karşımda Veli Palas vardı ama ben kabul etmedim. Öyle geçirdik.

İkinci Dünya Savaşı sırasında gelen Yunanlılar hakkında bize neler anlatabilirsiniz?
1942 senesinde biz Çeşme’ye bakkal dükkânı açtık, 41’de. Rumlarla aramız iyiydi, babam tanırdı hepsini. Hatta onlar hep bizden alışveriş yaparlardı, yanımızda iki tane depo vardı 50’şer kişi orda kalırlardı. Şu, şimdi ne yaptılar orasını bilmem ama, Kilisenin karşısındaydı bizim dükkân. Oradan ben biraz öğrendim Rumca, Yunanca. Babam bilirdi de ben bilmezdim. Onlarla alışveriş yaparaktan dükkânda baya öğrendik. Evveli sene bir Sakız seyahati yaptık, ben unutmuşum Rumca, birader vardı falan, orda konuşunca başladım bende çat pat. Kardeşim dedi, ağabey sen biliyorsun dedi, biliyorum ama şimdi öğrendik yani unutmuşuz. 
 
1941 yılından önce, yani savaştan önce de Rumlarla ticaret yapıyor muydunuz? Gelip gidiyorlar mıydı?
Gelip giderlerdi. Biz şimdi dükkanda peynir ve kopanisti yaparız., bakkal dükkanında. Bizim Kopanisti meşhurdur. Annem rahmetli yapardı. Sakız’dan gelirdi Rumlar, onlar bize bir şeyler getirirdi, biz onlara peynir satardık. Bir gün bir barba geldi. Barba dediğimiz amcadır yani. Amcaya barba derler. Barba geldi şalvarlı falan filan, oturduk babamla konuşuyorlar. Peynirleri sattık. Babam dedi bizde kopanisti de var, Rum beğenmedi. O zannediyor ki yalnız onlarda var kopanisti. Meğer kopanisti burada Sakız, Çeşme, Karaburun, buralarda yapılır. Başkası bilmez. Bana dedi atla gel evden, gittim kopanistiyi aldım getirdim. Rum uyanık. Aldı kopanistiyi şöyle yaptı, böyle yapınca eğer pütürlü kalırsa kopanisti kopanisti değil. Yani kaymak gibi olacak. Baktı aman orea dedi, yani çok güzel. O zaman istedi iki teneke alsın, yok dedi babam, bir teneke verebilirim sana, çünkü müşterim var. Dağıtacağım ona göre, anladın mı, sonra bir teneke verdik öyle, alışverişlerimiz oldu. Onlar bizden kelle peyniri satın alırlardı Sakız’a.

Bu arada gümrük yok mu idi?
Yok. Çeşme’den onlar anlaşıyorlar. Limandan
 
Rumlar nasıl geliyorlardı, biraz anlatır mısınız?
Alaçatı’ya limana çıkıyordu, Mersin’e çıkıyordu. Oradan yayan yürüyerek geliyordu, aç biilaç, zavallılar. Bu kızların ayakları açlıktan böyle olmuş, şey şey, leke leke. Morarmış. Bir şey bulamıyorlar, yalnız ot yiyorlar, otlu salatalar bilmem neler, öyle geçiniyorlar. Bunlar Almanlardan kaçıyordu. Almanlar sert, İtalyanlar iyi. İtalyanlar bunlara gazete vermiş, okumuş, bilmem ne yaparmış, ama Alman geçti mi, bunlar berbat korkuyorlar. 
 
Tahminen kaç kişi geldi?
Şimdi buradan geçemezdiniz. Sıtkı anlattı ya biraz evvel, ben balığa meraklıyım, burada balığa giderdim, denizde balık tuttuğum zaman yiyemezdim. Ona buna dağıtırdım, Rumlar vardı, ahbaplar onlara verirdim. Babamın arkadaşının kızları vardı burada, karidya derlerdi, o kızlara giderdim, onlara verirdim. Babam gönderirdi bakla, peksimet, ben de onlara verirdim. 
 
Bunlar ağırlıklı olarak nereden geliyorlardı?
Sakızdan. Sonra sonra bunları galiba İngilizler şey etti, buradan grup grup motorlarla giderlerdi. Giderlerdi, sonra başımıza dert bulduk. Kıbrıs’a. Buradan Rumları aldılar, biz onlara ekmek verdik, şey verdik, onlar buradan gittiler Kıbrıs’a, başımıza dert oldular.
Mordoğan’da gelenleri jandarma alıp götürüyormuş. Burada da alıyorlar ama kaymakamlığa teslim ediyorlar, Çeşme'ye, vilayete, şeye kazaya. Kaza onlara Ilıca’da yer buluyor. Sonra sonra Alaçatı’da da birkaç yer bulmuşlar, ama ben o zaman artık asker oldum. Ben 43'ün dördüncü ayında asker oldum.

Ama onlar gelmeye devam ettiler.
Tabi tabi, burada da vardılar. Bir kısmını da başladılar yollamaya Kıbrıs’a gemilerle.

Peki, hiç arkadaşınız oldu mu, onlara ilişkin anınız var mı?

Konuşurdum ben hepsiyle. Hatta genciz ya o zaman, kızları alır gezdirirdim kayıkla. Eski kulağı kesiğiz de ne yapalım şimdi böyle oldu. 
 
İsimlerini hatırlıyor musunuz?
Kızları bilemeyeceğim valla, unuttum. Vardı canım kızlardan çok ahbabım vardı. Çeşme’ye dükkân açtığımızda ordaydı. Gider karşıda muhabbet ederdik, şey ederdik.

Siz gidiyor muydunuz Sakız adasına?
Bir kere nasip oldu, gittik. Onu da bulamadım, arayamadık, günübirlik gidip dönecektik. O bakımdan günübirlik döndük. Bir daha gidelim nasılsa pasaport var, bugün mü yarın mı bilmem ne mi, kız hala daha ister. Benim iki oğlan var bir de kız var. Kız okulda şeydir, Ertan lisesinde öğretmen, ille baba gidelim dedi. Onlara bir kolaylık yapacaklarmış şimdi. Yeşil pasaport. Gideriz dedim, öyle kaldık. Yani Sakız da aynı burasıdır. Değişiklik yok. Buradaki arazi nasıl, orada da aynı. Orda bir sakız ağaçları var.

Buradaki sakız ağaçlarına ne oldu?
Var, hem burada iri sakız ağaçları, oradakiler buradaki kadar iri değil, ağaçları daha ufak. Ilıca’da var büyük. Şurada var sakızlar, var.
 
1940’lı yıllarda Çeşme'deydiniz siz, nasıldı Çeşme?
Yok, canım köy değil ama bu kadar kalabalık değildi. Eee şimdi memur da çoğaldı, nüfus da çoğaldı. Eskiden orda gezi falan yapmazlardı, buraya Ilıca’ya gelirlerdi gezmeye. Ama şimdi gidin akşam, ben gidiyorum oraya bazı, tatlı yemeye pek yememde işte o diyet tatlıdan yerim, oraya köşeye oturuyorum seyrediyorum geleni geçeni, şimdi Çeşme Çeşme, tam Sakız’ın karşısında. O zaman Çeşme, köyler, Alaçatı, hep Ilıca’ya gelirdi. Ben aşağı yukarı 40 sene burada lokantacılık yaptım. Ilıca’da Martı Lokantası benimdi. Günde 80 ekmek satardım. Dükkândan asfalta kadar dolardı. Bulamazdım sandalye, Gazoz kasalarına oturturdum müşteriyi, öyle iş yaptım burada. Ama şimdi bitti iş. Şimdi açtın mı dükkânı açsın burada, bitti o işler.

Özellikle 40’lı yıllara dönersek, Yunanlılar burada neler yapıyorlardı? İngilizlerin yardımları dışında…
Oradan bir yardım geliyordu, kaymakamlıktan bilmem nerden. Çok zamanda İngiliz lirası kullanırlardı, onlara demek dağıtıyorlardı. 
 
Ne kadar kaldılar burada?
3 sene falan kaldılar. Kimisi elbisesini satardı, kimisi saatini satardı. Hatta ben bir saat aldım onlardan antika, sonra kaybettik, 43-44 seneleri. Çok şeyler sattılar burada, ne yapsınlar. Yükte hafif paha da ağır şeyleri satarlardı, geçinirlerdi. Ee buradan da kimileri yardım ederlerdi, yardım ederlerdi. Ben kendim bir kere çok şeyler getirdim, olsun hayır için verirsin.

Daha sonra bu yardımcı olduğunuz yardımcı olunan bu insanlar, 1970’li yıllarda hiç gelen oldu mu?
Gelirdi, tabii, her sene gelirlerdi. Bunlar sonra boğazına düşkün insanlar, ben lokanta işlettiğim için, gelirlerdi herkes bir porsiyon yerdi o iki yerdi. Bizim porsiyonlar azdı, derdi çift yap bana ancak doyayım. Bizimkiler bir porsiyon diyelim biftek yer yahut ta köfte yer, o çift isterdi. Yerlerdi bol bol, giderlerdi, para bol. İngilizler para verdi onlara çok.

Savaştan sonra değil mi?                                                                                                                                                                                                           Tabii. Daha evvel, onların geldiği zaman, onların parası beş kuruş etmezdi. Sokaklarda dökülüyordu Rum paraları. Biz öyle derdik ya Yunan parası beş kuruş etmezsin, yani onların parası beş kuruş etmezdi. Sonra onların parası bizim bir lira efendim, bizim iki lira onların bir lira oldu. Sonra sonra enflasyon, enflasyon bizim 150 liramız onun 1 lirası oldu. Yani bizim para daha kıymetli idi, sonra onun para kıymetlendi. Bizim ekonomi geriye gitti.

O savaş döneminde yardımcı olduğunuz insanlardan daha sonra ilişkiye geçtiğiniz oldu mu?
Var, var. Bana devamlı oradan hediye gelirdi. Hediye gönderirlerdi, yok sakız reçeli yok sakız ,yok bilmem ne. Onların bir de güzel kurabiyeleri var, şeker işi, onlardan paket paket gelirdi. 

Şu an da var mı tanıdığınız?
Var yine gitsem bulurum. Daha evvel dükkânda yanımızda çalışan vardı. O Sakız’da hamallık yapıyormuş, esasında demirciydi mesleği, dükkânda bizim yanımızda çalışırdı. Oradan yer içerdik beraber falan, o da oradan gönderdi bir şeyler. 

Ne zaman beraber çalıştınız savaş zamanı mı?
İşte 40, 42 seneleri. 
 
Sizinle birlikte çalıştı?
Evet

Peki, gelenlerin dağılımı nasıldı? Çoluk, çocuk, büyük, yaşlı, genç, ihtiyar.?
Aile geliyordu. Kimisi, demek gençler yok muydu asker miydi neydi. Ya çocuklar vardı ya daha yaşlılar vardı. Kadın çoktu, kadın çoktu. 
 
Çok teşekkür ederiz sizi yorduk…

 


» Abdülgani Kalaycı
» Ahmet Akcan
» Ahmet Gönül
» Ahmet Yorulmaz
» Ali Onay
» Angeliki Voyaci
» Bayram Dikoğlu
» Bekir Sıtkı Baykal
» Dimitrios Karaminas
» Dimitros Karatzitzis
» Fatma Bozdemir
» Hacer Kurt
» İbrahim Gündenç
» Kazım İnam
» Manolis Violatzis
» Mehmet Hayati Ocak
» Nikos Demerci
» Nikos Karavas
» Osman Hakkı Akbaykal
» Panayotis Doukas
» Spiros Pavlis
» Yorgos Photellis
» Yorgos Primos