Amca merhaba.
Merhaba.

Kusura bakma seni rahatsız ettik.
Estağfurullah, estağfurullah.

Öncelikle seni tanıyabilir miyiz?
Adım Ahmet soyadım Gönül. 1927 doğumluyum. Aslen Selanikliyiz. Mübadiliz.1924 senesinde buraya göçmüşüz. Ben ‘27'de dünyaya gelmişim, o zamandan beri burada ikamet etmekteyiz.

Peki, Selanik’in neresinden buraya geldiğinizi biliyor musunuz?
Ben hatırlamam onu ‘27 doğumluyum, 1924’te gelmişler.

Bahsedilir miydi, anlatılır mıydı geldiğiniz yer?
Tabi, tabi anam babam her gün anlatırdı, her gün anlatırdı.
Kavala’danız, biz Kavalalıyız.

Peki, siz ilk yıllarınızda Didim nasıldı? Nasıldı hatırladığınız kadarıyla?
Ha, hatırladığım şöyle mesela, bizim pederler anlatıyorlardı, buraya geldiklerinde burası bir Rum köyüymüş, Rumlar buradan göçmüş gitmiş. 2 sene boş kalmış. 2 sene sonra bizi mübadele yapmışlar. Kalan Rumlar ve esir askerleri varmış Yunanlıların, onlarla bizi mübadele yapmışlar, takas yapmışlar bizi. Bizi buraya getirmişler. Hep iskân etmişler bizi burada. Zaten her taraf boşmuş. Bir ev kapmış işte bizim pederler. Buraya oturmuşlar. O günden sonra bu güne kadar burada yaşamaktayız. Ben ‘27 de dünyaya gelmişim. ‘32 de babam öldü, burası bana kaldı. O günden beri burada yaşamaktayım.

35’li ‘40’lı yılları siz hatırlarsınız.
‘39 senesi Alman harbi patladı.

O zaman buralar nasıldı?
Çok iyi hatırlarım, çok iyi hatırlarım. O zaman delikanlı çağındaydım ben. Bizler buraya 300 ev kadar göçmüştük. İşte 1000 kadar nüfusu vardı ya da 1500. O kadar bir nüfusu vardı. Tütüncülükle, çiftçilikle iştigal ettik. Çalıştık buralarda ama çok zor günler geçirdik o zamanlar. Çünkü buradan Söke 70 km. o zaman. Şimdi 50 kilometreye düştü ya, o zaman deniz kenarından dolaşıyordu. İki günde buradan Söke’ye giderdik. Yol yok. Kışın Menderes taşar, Söke ovası deniz olur. 6 ay biz burada esir hayatı yaşarız. Gelen yok giden yok. Değirmenimiz yok un öğütecek. İki tane değirmen vardı Rumlardan kalma, yel değirmeni, onlarla idare etmeye çalışıyorduk. Çarşı pazar yok, su yok, su da yoktu. Bu köyün içindeki sular bütün acıdır. Kuyular bütün acıdır. Rumlardan kalma kuyular bütün acıdır. Dışarıdan taşıyorduk suyu, ovalardan taşıyorduk suyu. Ovadaki kuyular tatlıdır. Oradan taşıyorduk suyu. Çok zor günler geçirdik ‘50 yılına kadar. '50 yılında devlet değişti, hükümet değişti. Demokrat Parti geldi, Demokrat Parti bizi ele aldı. İlk önce yollarımızı yaptı, daha o sene. Camimizi imar etti, camimizi tamir etti. Velhasıl o günden sonra birazcık hayata kavuşmaya başladık, yaşamaya kavuşmaya başladık. ‘55 yılında bir zelzele oldu, bu zelzelede bizim evler yıkıldı, döküldü. Zaten çamurdan yapılmış, taş duvar , suyu yiyince harladı göçtü zelzelede. Aşağı yukarı 50-60 kilometre sahil şeridimiz var. Güzel bir belde. El attı buraya, bizi göçürdü şu belediyenin olduğu yere. 260 kadar ev yaptı oraya, oraya göçürdü bizi. Altınkum’da bir sahil şehri kurdu. Ondan sonra burası kar etmeye başladı, gelişmeye başladı. O günden bugüne kadar işte, şimdi belki 150.000, bilmiyorum, yaşıyoruz burada. Alman harbi ‘39 da patladı.

Alman harbi patladığında bir size olan etkisi var bir de karşıdan gelenler var.  Neler oldu o zaman?
Şimdi Alman harbi patladığında biz daha zor durumda kaldık. Ele gelenleri askere aldılar götürdüler. 5-6 kura asker vardı. Aşağı yukarı iş yapacak insan kalmadı köyde, çoluk çocuk ,işte ihtiyarlar filan burada çalışıyorduk. Tütün, arpa ve buğday çıkardığımızda çok az hayvanla çift sürüyoruz, az hayvanla çalışıyoruz. O zaman motor yok bir şey yok. Hükümet de hububata el koydu. Aç da kaldığımız günler oldu Alman harbinde.

Sonra Yunanlılar geldi mi?
Yunanlılar gelmedi, biz harbe girmedik, 2. Dünya harbine biz girmedik de zor durumda kaldık. Açlık çektik, yoksulluk çektik, zor durumda kaldık. Velhasıl bu adalar İtalyanlarındı o zamanlar. Bu 12 adalar İtalyanlarındı. İtalyanların elindeydi. İngilizler geldi bombardıman yaptı. İtalyanları çıkardılar adalardan. Adaları işgal etti İngilizler. Sonra da Alman geldi, İngilizleri çıkarmaya çalıştı. Harpler oldu, bir deniz harbi oldu. Bu deniz harplerinde boğulanlar, ölenler, denize düşenler bizim sahile vurmaya başladı. Çıkmaya başladılar. Bizde o zaman çocuğuz, delikanlıyız. Muhtar, o zaman bizi toplar, hadi bakalım şuraya bir adam çıkmış, gidin gömün gelin derdi. Gider onu gömer, geliriz. Şurada 3 tane çıkmış burada 5 tane çıkmış. Biraz böyle cenazeleri gömerdik, ölüleri gömerdik. Bir ara mülteciler akın etti. Yunanlılar aç kaldılar, onlar bizden perişan oldu, bizden perişan oldu. Temelli aç kaldılar, buraya akın ettiler, bizim sahillere Yunanlılar. Her gece 3-5 motor çıkar, 100 kişi 150 kişi motorda. Motorlar Yunan dolu, Yunan mültecisi dolu, onları elimizden geldiği kadar besledik, baktık burada. 3-5 gün durdular, bilahare Söke’ye sevk ettiler bunları. Söke’den Isparta’ya. Kampları vardı bunların, oraya sevk ederlerdi. Oradan da Rodos adasına giderlermiş. İngilizler orada onları besliyormuş, bakıyormuş onları işte, böyle Alman harbi böyle geçti. 5 sene kadar sürdü Alman harbi, 5 sene kadar sürdü. Hatta bir gece, bir kış gecesiydi, ay gündüz gibi parlak, açık. Gemi, bir uçak güm güm köyün üzerinden geçti. Köyün kıyısında bir bölük asker vardı. Piyade askeri vardı. Bir çakmak çakar gibi bir çaktı. 4 tane, 5 tane bomba üzerimize, şuraya hemen köyün kıyısına düştü bombalar. Her biri 10 metre derin çukur açtı. Çevresi 30 metre, çapı 15 metre. Öyle çukurlar açtı bombalar. temelli korktuk biz, temelli korktuk. Şu kale duvarının üzerine, şu kalenin üzerinde Yunanlılardan kalma kilisenin çanı vardı, bir sehpa yaptık. Astık çanı oraya, biz sırayla nöbet bekleriz. Tayyare sesi duyduk mu vururuz kampanaya. Millet haydaa köyden dışarı, kaçan kaçana. Böyle idare ettik işte.

Gelen Rumlar kaldı mı?
Yok canım. Rum bir tane yok, hepsi Türk. Savaştan buraya gelen Rumları 3-5 gün biz burada bakıyorduk, onlara ekmek toplardık evlerden, onları beslerdik 3-5 gün. Ondan sonra, buradan Söke’ye götürüyorlardı. Söke’ye sevk ediyorlardı. Söke’den de Isparta’ya. Isparta’dan da Kıbrıs adasına gidiyordu. Onlar mütemadiyen gidip geliyor. Sevk ediliyordu onlar. Burada kalmadı hiç, hiç kalmadılar. Onlar çok aç kalmışlar, Rumlar. Bizim sahile çıktılarmı bayram yapardılar, bayram. Bizim sahiller dolu. Midye, deniz salyangozu, ondan sonra, deniz kirpisi, kaplumbağa dolu bizim sahiller. Bayram yaparlardı, bayram, bayram yaparlardı sevinçten.

Ne anlatıyorlardı, hiç konuştunuz mu?
Konuşurduk tabi, anlatıyorlardı aç kaldıklarını, harbin kötü olduğunu, çok zahmet çektiklerini anlatıyorlardı..Ne anlatsınlar zaten başka, anası ölmüş, babası ölmüş. Gözleri dolu dolu. Hatta Dina isminde bir adam vardı, askerler onları koruma altına almış, şeyleri, mültecileri salmıyorlardı dışarı. Ben diyordu, çalıların arkasına saklanarak gelirdim tarlaya, bahçeye gelirdi. ilk önce çapayı kapar 1-2 sıra çapalar, biz ona yapma biz sana ekmek veririz, çapalama, zahmet etme, yorulma derdik. Hayır derdi, hayır. Gemilerde çalışmış, Türk sahillerine çok uğramış, birazcık Türkçesi vardı, çalışmadan ekmek yok derdi. Önce çalışacaksın, sonra ekmek derdi. En az 2 sıra kadar, ondan sonra otururdu. Ekmeğini veririz ona biz, yerdi, bir parçasını ayırırdı. Bunu diyordu babama götüreceğim. Babası aç şeyde, kampta. Ya, velhasıl işte böyle günler geçirdik.

Anlattığınız anı çok güzel, çok insani. Başka anı hatırlıyor musunuz? Sizin ya da sizin dışınızda böyle köylülerle yaşanan bir şeyler var mıydı?
Valla ne gibi şeyler olsun yani, biz onlara hiç bir kötülük yapmadık, hep onlara lazım gelen insanlığı, hizmeti götürmeye çalıştık. Fakat biz de fakirdik biz de yapabildiğimiz kadar yaptık. Onların zaten bize yapacak mecali yok. Bir hali yok onların zaten, bize ne yapabilirlerdi? Yani iyi geçindik.

Bir şey soracağım, şimdi siz sonuç olarak mübadilsiniz,.yani bir biçimde, tırnak içinde, Yunanlılardan kaçarak geldiniz. Buradan gidenler de Türklerden kaçarak gittiler. Geldiğinizde böyle bir husumet oldu mu?
Hiç, hiç, hiç, sakın sakın sakın. Husumet yok, husumet hiç yok. Çünkü onlar bizim oraya geldikten 6 ay sonra, biz buraya geldik. İlk önce bu Anadolu’nun Rumları bizim memlekete, Kavala’ya gelmişler. 6 ay sonra biz buraya geldik. 6 ayda bir Rum, bir Türk bir Rum bir Türk. Oradan gelen Rum muhacirlerini Türklerin evlerine yerleştirdiler. Hele hele bir Rum verdiler bize, onlarla 6 ay beraber oturduk. Hatta bizim evde, babamın evinde, şurada Akköy var. Akköy’ün kır bekçisiymiş. Droşu isminde bir adam. Bir karısı, bir kızı vardı. Kızı Eleni’ydi. Bizde 6 ay oturmuşlar, Droşu bizim çifti sürmüş. Bizim dede varmış o zaman, dede ihtiyar, çift süremiyor. Droşu bizim çifti sürmüş o 6 ay zarfında. Dedem de ona 30 altın ayda ödermiş. Ay 29 parasını öderim diyor. Bizden çok memnunmuşlar. Oraya sırtında bir elbiseyle gelmişler, bizim memlekete geldiklerinde bir elbiseyle gelmişler, başka bir şey getirememişler. Buradan kaçmışlar, zaten bizimkiler onlara yatak vermişler, yorgan vermişler, tencere tava ne lazımsa ev eşyası hepsini vermişler. Bizim evinin bir gözüne yerleştirmişler onları. 6 ay beraber yaşamışlar. Köyün kır bekçisi, Droşü isminde bir adam, ben delikanlı olduktan sonra yakında bir köy var, onun muhtarıyla İzmir’den dönüşümüzde sohbet ederken Droşu’yu anlattı bana. Muhtar, ben diyor, çocuktum diyor, dalyanın yanında sığırları güdüyor Droşu diyor, kır bekçisiydi diyor, geldi diyor bizim sığırları topladı diyor, götürdü gitti, Akköy’de topladı, kapadı diyor. Yahu diyor, o dolaşır bizim evde oturmuş memlekette dedim bizim evde kalmış dedim o bile andı dolaşıyo.

Peki, Yunanlıların gelişi ne kadar sürdü?
Şey, bu mültecilerin mi? Canım bunlar ‘42’den, İngilizin adaları alışından, taa harbin sonuna kadar, ‘45’e kadar, 3 sene kadar devam etti. Her gün çıkar bir kayık, iki kayık, üç kayık, beş kayık. Her gün çıkar, her gün çıkar. Çok akın ettiler, çok geçtiler, gittiler buradan. Hatta bir anı var: Bir çiftçi var Mavişehir’in yanında, tarlası var. Çift sürer orda hayvanla. Akşamüstü hayvanları saldımı, çifti bıraktımı, alır tüfeğini, bataklık vardı orda, bataklıkta ördek, kaz meke falan vardı. Orda avlanmaya gider. Baktım diyor denizin içinde bir adam diyor, ceset diyor, batar çıkar diyor dalların arasında. Diyor tuttum bir kargı, diyor, çengel yaptım diyor. Asıldım adama diyor, çektim kıyıya diyor. Belinde palaskası diyor, tabancası takılı diyor. Asker diyor, şişmiş diyor. Bidon gibi diyor. Tabi merak ettim diyor tabancayı, çözdüm diyor palaskasını, tabancayı aldım diyor. Neticede karakola geldim haber verdim diyor, oradan bir ceset çıkmış dedim diyor. Velhasıl burada üç beş kişi gitmişler gömmüşler adamı. Adam ordunun mutemediymiş. Ordunun parası üzerindeymiş adamın. O gün gömmüş bizim köylüler onu, iyi gömemiyorlar zaten, şöyle böyle gömüyorlar. Baştan sağma, deniz yosunlarıyla, deniz samanlarıyla gömmüşler onu. O gece çakalar çıkarmış adamı, çakallar çıkarmışlar parçalamış çakallar adamı. Yarınsı adam gene gider deniz kıyısına avlanmaya, bir bakar, ohooooo adamın ceketi orada, pantolonu orada, bilmem nesi orda, bir sürü bir tomarda kağıt. Bir tomar kağıt. Topladım diyor, bir deste diyor. Bir mendil diyor, geldim baktım diyor, hepsi İngiliz parası diyor. İngiliz parası diyor, gene karakola haber vermiş, askerler gitmiş bu sefer kendileri, askerlerde bu sefer biraz toplamışlar, gömmüşler adamı. Beş gün sonra geldi bir heyet, İngiliz heyeti, buralardan böyle bir adam çıktı mı dediler. Çıktı dedik, çıktı dedik. E ne oldu sonra? Hiç dedik, askerler gömdü onu. Ne olduysa oldu. Gömdüler askerler. Tahkikat açıldı, o karakolun kumandanı bir başçavuştu, askerlerden paraları toplamış, onu ihraç ettiler oradan. Mahkemeye verdiler, ne oldu bilmiyorum. Yani böyle bir hadise de oldu.

Peki, Yunanlılar geldiler mi sizi ziyarete?
Zaman zaman geliyorlardı, fakat hangisi o zaman? Biz lisan bilmiyoruz, onlar bizim dili bilmiyorlar, pek anlaşamıyoruz. Hangisi savaş sırasında geldi, nereye geldi, ne zaman geldi, pek anlaşamadık yani. Yalnız çok Yunanlı gelir buraya, hatta bu evlerin sahipleri çok gelirler. Bizimkiler de gider oraya, maalesef biz gidemedik ,başka.

Siz gidemediniz mi?
Gidemedik biz, gidemedik. Bizim reis getirmedi bizi.

Buradan reise de bilgi verelim de götürsün bir dahaki sefere. Peki, Yunanlılar buraya geldiler, burada bir süre kaldılar, bu kaldıkları süre içerisinde ne yapıyordular, çalışıyorlar mıydı? Demin anlattığınız gibi çapayı alıp oraya mı gidiyorlardı ne yapıyorlardı?
Yok canım, turist olarak geliyorlar ki, artık seyahat.

Savaş sırasında?
Mülteciler mi? Onları kampa koyuyorlar, dışarı salmıyorlardı zaten. O bize çapaya gelen adam, saklı, kaçıyor geliyor bizim yanımıza. Yani ekmek almaya geliyor daha doğrusu, aç. O zamanlar ekmek almaya geliyor velhasıl. İşte çapayı alır iki sıra kazar, ondan sonra çalışmadan ekmek yok derdi. Biz otur, kazma, yapma, biz sana ekmek veririz derdik, o çalışmadan ekmek yok derdi, kazardı.

Adı neydi?
Dina, Dina isminde bir adamdı.

Peki gelenler daha çok erkek mi, kadın çocuk mu, nasıldı?
Hepsi karışık, kadın var, çoluk çocuk var, erkek var, karmakarışık, ailece geliyorlardı. Canım ailece geliyorlar, kayığa atan kendini buraya çıkmaya çalışıyor. Aç kalmışlar, evet. Yalnız çok perişandı halleri, halleri çok perişandı, hatta öyle zayıflamışlar ki, hani bir kargıya pantolon geçiriyorsun nasıl, iki kargıyı iki bacak aynı öyleydiler. Kolları böyle, kolları derileri kurbağa sırtı gibi, kurbağa derisi gibi leke leke, açlıktan leke leke olmuş. Çok açlık çekmişler. Bir motor, kara diye adaya boşaltmış adamları, sabah ne baksınlar her taraf deniz, adada adamlar. Çıkabilmek için iki tane çocuk denizi aşmayı göze almış, bir kızla bir oğlan çocuk. Kız çıkmış kıyıya, oğlan çocuk denizde kalmış, boğulmuş, çıkamamış kenara. Bilahare kız geldi, haber verdi, burada koyun çobanları vardı, orda kız, kızlar vardı çok yüzerlerdi. Orda tarlanın sahipleri, onlarla beraber kız geldi buraya. Rum kızı, velhasıl götürdüler onu karakola. Karakol da haber aldı tabi orda Rumların çıktığını. Kayık temin ettiler, taşıdılar onları kıyıya getirdiler buraya, karakola. Netice burada bir hafta kadar misafir ettik onları. Bir hafta kadar burada kaldılar, bilahare Isparta’ya sevk ettiler onları.

Nerede kalıyordu onlar? Evlerde mi kalıyordular?
Evlerde kalıyorlardı, evlerde. Sonra boş evler vardı, tütün mağazaları vardı. Yer buluyorlardı onlara, yerleştiriyorlardı. Evlerde kalıyorlardı.

Sizin yanınızda kalan oldu mu hiç?
Yok, benim yanımda kalan olmadı.

Ama başka evlerde kalanlar oldu mu?

Oldu, oldu evlerde kalan. Yerleştiriyorlardı onları, muhtar falan yerleştiriyordu onları. O eve bu eve veyahut da boş evlere, boş mağazalara yerleştiriyorlardı.

Teşekkür ederiz.


 


» Abdülgani Kalaycı
» Ahmet Akcan
» Ahmet Gönül
» Ahmet Yorulmaz
» Ali Onay
» Angeliki Voyaci
» Bayram Dikoğlu
» Bekir Sıtkı Baykal
» Dimitrios Karaminas
» Dimitros Karatzitzis
» Fatma Bozdemir
» Hacer Kurt
» İbrahim Gündenç
» Kazım İnam
» Manolis Violatzis
» Mehmet Hayati Ocak
» Nikos Demerci
» Nikos Karavas
» Osman Hakkı Akbaykal
» Panayotis Doukas
» Spiros Pavlis
» Yorgos Photellis
» Yorgos Primos