|
Sizi tanıyabilir miyiz?
Güzelçamlı doğumlu Hüseyin oğlu Bayram Dikoğlu, 1932 doğumluyum. O günden bugüne hayatımızı böyle sürdürmekle devam ediyoruz. Şükür Allah’a hiç bir şikâyetim yok. Rençperlik de burada bitti. İşte bu şekilde şimdi rençperlik bitti Tarım-kur’dan emekliyim. Emekli maaşımız var üç beş alıyoruz, Allah razı olsun işte böyle, işlerimiz bu.
Selanik göçmeni misiniz?
Babamız, annemiz Selanik göçmeni, onun harici 1924 senesinde mübadil olarak Atatürk’ün ilk mübadilleri. Selanik’ten, Selanik derken Selanik tabi payitaht biliyorsunuz. Bunlar Selanik Kavala Piyaruşta dedikleri, Piyaruşta nahiye oluyor, Kavala kaza oluyor, Lehtere’de köy oluyor. Hatta bizim başkanımız oraya gittiler. Bizim belediye başkanı oraya gittiler, bu köyden buraya göç ettiler bunlar. 7 tane köy binmişler Akdeniz isminde bir vapurla İzmir’e çıkmışlar. İzmir’de 15 gün falan, orada misafirhanede, kaldıktan sonra Atatürk demiş ki; bunların ileri gelenlerine herkes demiş kendine göre beğendiği yerleri seçsin, beğendiği yerlere iskân edeceğiz bizim gibi ileri gelenler, o günün ileri gelenleri de burayı seçmişler, köyden gelen köyü tercih eder. Bu böyle yani bu şekilde gitmiş. Bizde işte ondan sonra annemiz babamız birleşmesiyle beraber biz ‘32 yılında dünyaya gelmişiz.
Anneniz babanız oradan gelme mi?
Oradan gelme, oradan gelme
Onlar oradan buraya geldiğinde Rumca konuşuyorlar mıydı?
Çat pat, çat pat, çok çok kısa el, tava, avga yumurtaya, kota bilmem ne falan bu gibi şeyler falan yunanca bazı şeylerde acıya deneykala bilmem ne falan birşeyler falan söylüyorlardı bize, ama kısa. Bilenler de vardı, yalnız bilenlerde vardı. Ama onlarda öldü çoğu öldü.
Ne anlatırlardı oraya ilişkin hatırlıyor musun?
Valla bizim yerlerimiz güzeldi derler, şimdi biz, ee bizim dağlarımız güneydedir, onların dağları kuzeyde. Şu arka yüzü Doğanbey istikameti gibi, onların kendine gösteriyor, deniz önünde yani. Antalya misali vereyim, Antalya’nın nasıl deniz önündedir, dağ arkasındadır, kuzeyindedir, onların yerleri öyleydi derler. Ovamız çok zengindi derler, fakat bizde çiftçilik zayıftı derler. Karasabanla iş yapardık derler. Tarlalar yarı yen yarı şeyli ama yine de o darılar derdi, şey gibi olur, yukarı derdi darılar yani yerlerinden memnundular ama böyle işte köy âlemi, köy âlemi yani.
2. Dünya Savaşı sırasını hatırlıyorsunuz, 2. Dünya savaşı sırasına gelirsek, biraz. 1932, siz aşağı yukarı 12 yaşındaydınız önce siz nasıl etkilendiniz onu bir anlatın bize, yani ekmek karneye bağlanmış...
Yahu tabi ekmek karneye bağlandı o zamanlar, bir kıtlık oldu, kıtlık derken tabi bazı şeyler, onu şöyle yorumladılar; kesin demiyorum, devletler, devletlere yardım eder. Bazı maddi güçler, bazı yiyecek içecek, bazı asker gücünden. Biz asker vermemiştik ama yiyecek vermiştik gibisinden.
Ama sonuçta bir kıtlık vardı, çekiliyordu?
Sonuçta bir kıtlik vardı, çekiyorduk hatta ki şöyle ki, yemek, ekmeklerimizin içine... bizim şöyle fırınlarımız vardı. Fırın yerim şurasıdır benim. Fırınlarımız vardır. Fırınlarımıza tepsiyle böyle macun işi hamur yaparlar, hamur yapar annelerimiz, hanımlarımız, bunları değirmende öğütürken fasulye ekmeği fasulye unu yediniz mi siz? Yemediniz. Nohut ekmeği. Nohut ekmeği iyidir, nohudu öğütürsün süpürgelik tohumu, bildiğimiz süpürgeler var ya onların tohumunu, değirmende harman yapıp böyle çoğaltmak maksadıyla öğütürdük onları, bir araya katıp şey, çoğaltmak için yani ekmeği, çoğaltmak için bizim ev fırınlarımızda pişirirdik, çoluk çocuğa bakmak için yani, ekmek kısık çünkü, ekmek kısıktı. Nohut ekmeği çok güzel yenir yani sıcakken, çok hoş yenir, fakat fasulye ekmeği sıcakken çıkardığın zaman yani şöyle şu kadar parça yiyemezsin, yani şey yapar istifra edersin çiğ fasulyenin o kokusu. O şekildedir yani. Nohut güzeldir, nohut o bildiğiniz simitler var ya, simitlerin mayasıdır. Öz mayası nohuttur, nohuttandır yani simitler tatlı maya dedikleri nohuttur mayası.
Peki, tam o kıtlık dönemi karşınızdaki Samos adasından Yunanlılar buraya çıkıp geliyorlar. Onu anlatır mısınız bize, nasıl geldiler?
Şimdi valla onu şöyle anlatacağım ben size, biz tabi dedim ya,10–12 yaşındaki çocuğun hatırladığı şeyler, çok şeyi hatırlar tabi. O zamanlarda 2 tane düğün vardı köyde, o zamanlar dediğim kısa süre 2–3 gün içinde. Ama şu Samos’a gelince uçaklar, devamlı karşıdaki o şehirler var ya artik Tigani migani falan, hani şeyin karşısında, oraya böyle alçalırlar. Biz de düğünde, Hasan Altıntaş’ın ablasının düğünü vardı, bir de Cavit Çavuş’un hanımının Zeliha’nın düğünü vardı. İkisi de bir arada, onlar biz orda damların üzerinde çocuğuz daha, ağaçların üzerinde hem düğün seyrediyoruz, tef çalıyorlar, davul çalıyorlar falan hem de uçakları seyrediyoruz. Uçak böyle geliyor alçalıyor, böyle kırmızı kırmızı, yumurta gibi şeyler salıyor aşağıya, sonra arkadan toz duman gidiyor yukarı uçaklar, bombalıyor Alman uçakları, yani bu adadaki köyleri, kazaları bombalıyor. İşte bunlar ondan sonra komşuya kaçıyorlar. Kaçınca da onlar bizim askerlerimiz tarafından da böyle şu yukarıdaki Cumhuriyet Meydanı’nda düğün salonu önünde, büyük orası, olduğu gibi doluydu. Yani gece, her gece hep dolardı, bu aşağısı dolardı, okulun altında dinlenme yapardı, buradan dolambaçlı olarak döner, Kuşadası’na Kuşadası’ndan artık nereye gönderiliyorsa bilmiyorum. Böyle yani mülteci olarak bunlara baktılar yani hayli bir zaman, Yunanlılar bittikten sonra da ayni şekilde İtalyanlar devam etti. İtalyanlar devam etti.
Yunanlıların çıkışını falan hatırlıyor musunuz nasıl geliyorlardı neyle geliyorlardı?
Valla tabi onların oradan gelişlerini bilmiyorduk askerler getiriyordu onları. Askerler onların muhafızlığında yani 2–3 tane askerin muhafızlığında askerlerin arasında geliyordu kadın erkek.
Türk askerleri mi?
Türk askerleri, bizim sahil koruma, bizim sahil koruma o zaman şeydi, yani burada jandarma yoktu, gümrük askerleri vardı. Gümrük askerleri vardı, isim değişikliği o kalktı şimdi jandarma devroldu.
Şimdi peki gelenlerin çoğunluğu çocuk muydu kadın mıydı erkek mi?
Hepsi vardı, bebeğinden tutun en yaşlısına kadar vardı. Hepsi vardı, hepsini gördük. Hatta biz okula giderdik, ilk çıkışlarında okula giderdik okulun altında yüksek ev vardı, o alt boyda yolun şeyinde, şimdi dinlenme yeri vardı ya orda bunlar mola vermişler. Su diyor, su istiyorlar. Niro niro falan, niro sudur herhalde su istiyorlar, bizde yukarıda okulun çeşmesinden su dolduruyoruz. Mataralarını dolduruyoruz getiriyoruz. Bir düzine kibrit, yani bildiğimiz kibritlerden 10 tane var içerisinde. Yani bizde şimdi uçları çıkıyor ya pembe pembe, hediye olarak veriyorlardı bizlere Yunanlılar. Okula daha devam ediyordum ben o zamanlar.
Peki, hiç Yunanlılarla bunun dışında konuştuğunuz oluyor muydu, olmuş muydu?
Valla bizim olmadı, biz daha çocuğuz, bizi kim kaleme alacak, biz o zaman kahvelere bile inemezdik aşağıya. Çok sıkıydı durumlar. Durumlar dediğim yani köyün durumu sıkıydı, yani bekçiler bizi bırakmazdı aşağıya. Şimdi bugün de var ama, demokrasi var diye çocuklarımız bazı sandalyelerin altına… Biz kahvelere pek gelemezdik tabi.18 yaşını doldurmadıktan sonra, yani akıl baliğ olmadıktan sonra şeye gelemezsin yani.
Peki, bu gelen Yunanlıları buradaki halk nasıl karşıladı?
Çok güzel karşıladılar, çok memnun kaldılar, hatta annem, biliyorum 2 kişiyi aldı, onları besledi, memnun kaldılar çok yani. Kendi dilleriyle dua ediyorlar, anladığım kadarıyla memnun kaldılar çok. Hatta bir seferinde, o zamandı işte bir seferinde akşamdan kalmış biraz biber kızartması ederiz biz yağda, birazda acısıymış deneykala deneykala falan birbirine diyor, deneykala demek acı yani, acı demek istiyor yani. Ama yinede yediler tabi, yoğurt, turşu falan o zaman köy âlemi burası, köy herkesin yine her şeyi var tabi. Aşağı yukarı 500–1000 tane sığır var burada. Öküzünden, ineğinden şeyinden her şey vardı. Yumurtası, tavuğu hepsi mevcuttu ama şimdi maalesef hepsi yok tabi, onlar kalktı.
Peki, Yunanlılar geldiler bir yere gönderildiler. Daha sonra savaş bittikten sonra hiç karşılaştınız mı? Karşılaşma oldu mu?
Yok, yok.
Sizin köyünüzde bildiğiniz bir karşılaşma oldu mu?
Yok hayır. Hayır, yalnız duyduğumuz kadarıyla, uzaktan duyduğumuz bunları tekrar Trakya hattından, tekrar gene postalamışlar yerlerine, misafir olarak müddet bittikten sonra, savaşta tam şey olduktan sonra gene göndermişler oraya dediler. Trakya tarafında, kamplarda bunları orada beslemişler. Orada bakmışlar, savaşın sona ermesinden sonra herkesi mülteci olarak gene yerlerine göndermişler. Ama herkes tabi kendi memleketine gitmiştir tabi. Kendi ülkesine gitti herkes.
İtalyanları anlatırmısınız bize?
İtalyanlar, fazla sivil çıkmadı, asker çıktı. İtalyan asker çıktı, onlar kısa sürdü yalnız. Yunanlılar daha uzun sürdü.
Bir sancak anlattınız az önce...
Sancak, demin anlattığım şöyle ki onlar kalabalık geldiler. Dutlar altında kahvede, kara evin karşıdan doğu taraftaki kahvede, orda bir kuru çakıl duvar vardı. Böyle şu duvar gibi harem duvarı sancağı şey içinde kılıfı içerisinde oraya dikti askerin birisi, yani dayattı böyle duvara, oradan bir subay, onların kendi subaylarından çağırdı. Askeri konuştular biz, yanlarındayız, biz çocuğuz ama baya çocuk yani, konuştular ne konuştularsa tabi kendi dilinden, asker bu adam geldi, o sancağı duvarın dibine upuzun yatırdı yere herhalde biz dedik ki bu bizim sancağımız, artık düştü biz Türkiye’de sancağımızı dikemeyiz, yere yatırdı biz öyle yorumladık yani.
Kıyafetleri nasıldı?
Kıyafetleri yeşilimsi haki elbiseleri vardı. Şeylerinde dolak vardı, şu genişlikte dolak dolanık dolanık, aşağıdan tutuk yani şeyleri bizim askerin eski usul askerlerin tozluk vardı, tozluklar vardı böyle iliklenirdi düğmelerle, onlarınki si dolaktı, onlarınki si dolak bu şekilde, potinler buraya kadar o şekilde kıyafetleri öyleydi onların.
İtalyanlar ne zaman savaşın sonuna doğru mu geldiler?
Daha sonrasında, savaşın sonlarına yakın, daha sonrasında, tabi akabinde, ama baya sonrasında tabi, epeyce devam etti. Hatta onlar çıkarlarken, şöyle ki bir şeyde oldu çok iyi hatırlıyorum. Ben ilk Yunanların çıkışını, Mayıs ayındaydı tahminim Mayıs ayıydı, tütün dikiyorduk Davutların altında, mandaletlerin üstünde, Fehmi dayıların yeri var orda, orasını dikiyorduk. Tütün dikerken dediler ki Yunanlılar çıkmış, Davutlar’a getiriyorlarmış, adaya gidiyorlarmış. Biz aşağı yukarı 1 km yeri koşarak gittik, yukarı yola çıktık onları görmek için, kalabalık 40–50 kişi kadar askerler arasında gidiyorlar. İlk çıkışları o, tütün tarlasına tütünü ektik, çapaladık, kırılma geldi ve babam asker oldu. Babam hiç silah tutmadı, sadece babam değil köyde hiç silah tutmayanlar, hepsi dayımlar falan buradan Trakya’ya asker aldılar. Kimisi 10 ay yaptı, kimisi 7 ay yaptı. Kademeli alındı bunlar bu o dönemde, şeyci yani istikam mistikam. Yunanlar devam etti, çok geldi gittiler yani.
Çok sayıda geldiler öyle mi?
Çok geçti Yunanlılar, İtalyanlardan fazla geçti ama İtalyanlar arka tarafa daha çok çıkmış olabilir, daha fazla çıkmış olabilir. Çünkü onlar bize daha yakın, yani Yunanlılar adalardan geldi.
Peki, Yunanlılar geliyordu ne yapıyordu, ne kadar kalıyordu burada? Buradan nereye gidiyordu?
Burada misafir olarak kalıyordu, ya 1 gün kalır, yahut yarım gün kalır. O kadar misafir olarak bir dinlenme gibi şey yaparlar, bunların eşyaları, yükleri gibi varsa af edersin beygirlerle eşeklerle bize şey yaparlar, Kuşadası’na kadar angarya gibi sarar getirirlerdi yani. Bazı para verirler, bazen vermezler, böyle bir yardımda olunur gibi eşyaları varsa, fazla yükleri çantaları, yüklerler Kuşadası’na getirirlerdi, yani askerlerin izninde.
Peki, bildiğim kadarıyla Davutlar’da, Söke’de, burada pek yok galiba ama, Giritliler vardı Girit göçmenleri.
Girit göçmenleri Davutlar’a girerken sağlık ocağının olduğu yer, o gördüğün yer orası Giritlilerin. Bu padişahlar zamanında Sultan Ahmet midir? Hangisinin bilmiyorum bende, onun olacak herhalde, onun mimarları tarafından yapılmış orası, boşmuş o ara, oraya o binaları Girit’ten gelmiş onlar oraya yerleştirmişler. Onları bizden önce onlar bizden önce.
Peki, sizin Giritlilerle aranız nasıldı? İyimiydi?
Valla bir kötülük yoktu bizim için, yoktu da yalnız şöyle diyordu mesela babalarımız büyüklerimiz; Giritliler biraz şeylerle bunlar şeyler bunlar yani gittikten sonra buradan Yunanlar, kaçtıktan sonra, af edersin, hırsızlık, sirkat diyeceğim ben sana daha medeni ismi. Sirkat, sirkatlik yapmaya, hayvan almaya girdiler, önder oluyorlarmış. Senin şeyini öküzünü onlara teslim ediyor. On liralık şeyi beş liraya veriyor falan, bu gibi şeyleri yaptılar biraz, oldu bunlar oldu biraz.
Giritliler Rumca konuşuyor değil mi? Türkçe bilen?
Rumca konuşuyor bunlar, evet oldu. Bilenler var canım, bilenler var, öyle biz aramızda husumetimiz olmadı, husumetimiz olmadı.
Benim sorularım bitti çok teşekkür ederim.
Birşey değil ben teşekkür ederim, yapabildiğimiz bunlar, bildiğimiz bunlar.
|