|

Merhaba, öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
Doğma büyüme Çeşme Ilıcalıyım. Dedem, anne dedem, baba dedemden gelme bir Çeşmelilik, Ilıcalılık var. Hatta şöyle söyleyeyim, evvela Çeşme, Ilıca dolayısıyla tanınmıştır. İlk Ilıca dediğimiz sıcak suyu bulan da benim büyük dedem, yani babamın anne babası. Bizim şeyimiz oradan geliyor. Bekir Sıtkı Baykal. Evliyim, üç kızım, üçü de evli, torunlarım, bir kız torunum, üç erkek torunum var. Yani biz erkek çocuk bulamadık ama kızlardan erkek torun bulduk.
Allah bağışlasın. İkinci dünya savaşı yıllarında burada neler yaşandı, anlatır mısınız?
Bilebildiğim kadarıyla, 1929 doğumlu olduğuma göre, 13 yaşlarındaydım. Sakız’dan ve baya büyük bir kalabalık halinde 1, 2 gün içinde gelen bir kalabalık oldu. Çeşme tarafındaki yerleşimi pek bilemeyeceğim, ama Ilıca’da boş evlerin, oteller hariç, boş evlerin hemen hemen hepsine yerleştirildi.
Kim yerleştirdi?
Devlet tarafından yerleştirildi. Oteller, boş evler dediğimiz şudur; burada Ilıca’da daha ziyade yazlık bir, o zamanlar dahi, yazlık bir ne diyeyim tatil durumu vardı, otelden ziyade, ama Ankara’dan ama İstanbul’dan İzmir’den olsun, evlere gelir, evler mevsimlik olarak tutulurdu. Gelince, yerleşince, hemen hemen 2, 3 sene zannediyorum, bu evler artik kiraya verilemedi. Gidinceye kadar da mülteciler tarafından kullanıldılar.
Peki, nasıl geldiler?
Bizim duyduklarımıza göre, devletle hükümetler arası olan bir anlaşmayla ülkemize geliyorlar. Ve gelenlerin çoğu da daha evvel buradan göç etmiş olan kişiler. Mesela çok iyi hatırlıyorum, Veysel Efendi amcam bir gün beni aldı, Sıtkı seni birilerine getireceğim dedi, çünkü buralıymışlar. Ve getirdiler, yaşlı bir adam, karısı, çocuklarıyla beni tanıştırdı. Hatta boynuma sarılıp beni öptüler dahi hepsi. Yani böyle bir yakinlik dahi gördük.
Gelenler Türkçe biliyor muydu?
Bazıları, ama hepsi değil. Çok azı. Bir kısmı. Yani ben şöyle, % 1 veya 2, bilemedin %5'i geçmezdi.
Peki, nasıl geldiklerini biliyor musunuz?
Teknelerle.
Geldikleri anda rastladığınız oldu mu?
Hayır. Doğrudan doğruya burada gördük onları.
Burada nasıl geçindiler kaldıkları sürede?
O şöyle, bir kısmı burada çalıştılar. Çünkü bağcılıktan anlayan kişilerdi. Birçok işlerde çalıştılar. Şunu söyleyeyim, hemen hemen bir ailenin sığacağı bir evde, bazen en az 15, 20 kişi olarak kaldılar.
Koşulları pekiyi değildi yani.
Hiç iyi değildi. Ama başka türlü de kalamazlardı. O kadardı çünkü.
Gelme nedenlerini onlar nasıl tanımlıyordu?
Almanlardan kaçmak için. Tamamen kaçtıkları için. Gelme nedenleri bu.
Hatırladığınız isim var mı?
O maalesef yok da mesela şöyle birşeyler oldu, gittikten sonra, ki düşünün bu evlerin hepsi, yazın kiraya verilen evlerdi. Buradaki kişilerin gelirlerinde bir azalma oldu. Bunun için devlete müracaat edildi, bunun için herhangi bir ödeme yapılacak mı diye, evvela bir yapılacak dendi, sonra hiçbir ödeme birşey bulunulmadı. Onu hatırlarım.
Peki, ne kadar kaldılar burada?
Zannediyorum harp bitinceye kadar.
Gittikten sonra geri gelen oldu mu?
Hayır. Geldilerse bile belki de biz bilmiyoruz.
Sizin de sanırım sıkıntılarınız vardı.
Bizlerin de tabi şeyimiz var, bizim arazilerimiz olduğu için, zeytinliklerimiz olsun, bakliyat dâhil, un, makarna gibi, zeytinyağı gibi, zeytin gibi, peynir gibi, tavuğundan tutun yumurtasına, sütüne varıncaya kadar onların hepsi evimizde yapılıyordu.
Çok sıkıntı çekmediniz.
Hepsi evimizde yapılıyordu.
Gelenler…
Onların yoktu. Zannedersem onlara, hayal meyal hatırlıyorum, yabancı devletler tarafından bir yardım fonundan galiba biraz yardım yapılıyor diye biliyoruz. Öyle bizim kulağımızda kalmış.
Biraz bize ‘40’lı yılların Çeşme’sini anlatır mısınız?
Çok orijinaldir, mevsim Mayıs başlarında başlardı, Ekim sonuna kadar. Ama Mayıs- Haziran, Eylül- Ekim ayları daha ziyade Ilıcalar, sıcak su banyoları için gelenler olurdu. Temmuz- Ağustos daha ziyade, Haziranın ortasından bahsedelim, üç ay İzmir’in sayfiye yeriydi.
Bu kadar kalabalık mıydı?
Şöyle söyleyeyim Çeşme’nin merkezi yazın Ilıca olurdu. Cumartesi pazarları Çeşme kazası, Alaçatı, köyler, hepsi Ilıca’ya taşınırdı, bir fuar gibi olurdu. Ilıca’nın içinde de mesela biz biliyoruz, bizim 500'e yakin sandalyemiz vardı, pansiyonun, ayrıca sırf bu cumartesi pazarları kalabalığın oturması için sandalye kiralardık. Düşünebiliyor musunuz o kadar kalabalık olurdu.
Peki, şimdi neden öyle değil?
Şimdi Çeşme büyüdü. O zaman yalnız Ilıca’ydı. Yalnız Ilıca’da denize giriliyordu. Bir tek plajı Ilıca’ydı. Hâlbuki bugün Çeşme’de hemen hemen herhalde 30’un üzerinde plaj var. Ildırı’dan Tursite’ye kadar gidin, 45 km lik bir boyda 30'a yakın plaj var.
'42 yılına gelirsek tekrar, otellerde kalanlar oldu mu?
Hiçbir otelde kalan olmadı. Çünkü bütün oteller eşyalı olduğu için. Bizim pansiyondu. Eşyalı değildi o zaman. Sonra otel haline döndürüldü.
Siz gelenleri pansiyonda mı konuk ettiniz?
Pansiyon ve bir tane daha evimiz vardı, bu evlerimiz bizim onu da şey yapayım, bizim babamızdan kalma ama satılmasın diye büyükler tarafından vakfedilmiş. Vakıf haline getirilmiş. Şöyle biraz daha açayım; rahmetli amcam yıldız sarayı’nda Abdülhamit zamanı, telgraf müdürü. Babam da emniyet amiri. Babamdan ve amcamdan bize kalan evler, babamla amcama teyzelerinden kalan evler, gayrimenkuller. Çünkü çocuksuz öldüğü için, bütün gayrimenkulleri amcamla babama kalıyor.
O evlere gelenleri yerleştirdiniz
O evlerin mütevellisi babam. Onun için mal sahibi olarak babam çalıştırdığı için bütün bu evlere şeyleri yerleştirdik, gelenleri. Kaymakamlık emriyle. Bütün boş evlere. İcap ederse o evleri size gösterebilirim.
Şimdi devlet bunları aldı, size geldi ve dedi ki…
O zamanın büyüklerine demişler böyle böyle, kimlerin evi boş ise, bunlara bu mültecileri yerleştirelim demişler. Bütün halkımız da boş evlerini mültecilere açtılar. Ve üç sene müddetle kaldılar. Ondan sonra, daha sonra gittiler.
Onlara yiyecek içecek de verdiniz mi?
Hayır. Onu işte dediğim gibi yabancılar, İngilizler tarafından yapılan yardımlar ve bir de kendileri, burada ama işçi olarak ama, ziraatta işçi olarak çalıştılar.
Gelenlerin kadın-erkek dağılımı nasıldı?
Kadın, çocuk fazla. Kadınlar çok fazla ve yaşlı tabi. Erkek olarak yaşlı çok az, kadınlar genç, çocuk, orta yaşlı.
Eklemek istediğiniz birşeyler var mı?
Teşekkür ederiz, bizi geçmişe götürdünüz.
|