Sizi tanıyabilir miyiz?
Ben Alaçatı doğumluyum, büyüklerimiz Girit’ten muhacir geldiler. Ben bura doğumluyum.1934’de. Burada yaşlandık sayılır, mesleğim kasaplık, emekli oldum çekildim kıyıya, şimdi boştayım.

İsminiz?
Kazım İnam. Beni tanımak isteyenlere kasap Kazım dedin mi, yok başka.

1942 yılında savaştan kaçarak gelenlerle ilgili neler biliyorsunuz?
Biz çocuktuk o zaman, bir de kaptanın çocuğu vardı Yorgo, beraber oynardık, komşuyduk, saç ayağa evlerimiz. Kaptanın oğlu evli, yetişkin çocuğuyla beraber. bide bekâr kızı vardı kaptanın onlar hep beraber bir yerde geçiniyordu. İşte dil bildikleri için bizimkiler de, bize gidip geliyorlardı devamlı, sık sık.

Ne zaman geldi onlar?
İşte ‘42 ama aldanmıyorsam Ocak ayında mı öyle bir şey.

Nasıl gelmişler?
Tekneyle kaçmışlar denizden, Liman iskelesine geldiler.

Nereden geldiler?
Susam Adası'ndan, çünkü buraya yakın Susam Adası.

Ne kadar kaldılar burada?
Orada, ben aldanıyorum, şimdi 5–6 ay belki fazlasıyla kaldılar. Çünkü onlara da İngiliz konsolosluğu gelip aylık veriyordu onlara. Sarı lira.

Niye veriyordu biliyor musunuz?
Geçinmek için.

Büyüklerinizden duyduğunuz anılarınız var mı?
Burada kaldıkları zaman hiçbir şey yapmadılar, bakıyorlar ortalık düzelsin de kaçsın herkes evine, başka bir şey yok.

Niye gelmişler buraya?
İşte Alman vuruyor diye onları, bombalıyordu, onlar da korkudan kaçtılar bu tarafa geldiler.

Siz aynı zamanda Giritlisiniz, dil de biliyorsunuz?
Giritli değilim, burada doğmayım, kökenim oralı ama, dil biliyorum.

Dili nereden öğrendiniz?
Büyük dedemden.

Peki, büyükleriniz evde başka dil konuşmazlar mıydı Türkçe mesela?
İşte onlar yaşlılardı, en küçüğü 22 yaşında gelmiş. Türkçe öğrenmek biraz zor oldu, onlar kabalarını gel, git, ekmek, su gibi şeyleri evin içinde devamlı olarak Rumca konuşurlardı, mecbur kaldık biz onlarla Rumca konuşmaya.

Yani Girit’i özlerler miydi, gitmek isterler miydi?
Ne demek. Benim annem öldü gitti Girit diye diye.Girit'e gittiğim zaman, gitme be oğlum dedi, kesecekler seni, kesmesinler seni gitme. Yanımda da tesadüf bir Rum, kendi ailesiyle beraber, kendi orda sarraf, anne dedi benim anneme, biz geliyoruz, siz bizi kesiyor musunuz burada? Yok dedi, neden biz keselim, gittik geldik. Ben 28 gün kaldım orada. İyiri, Atina, Selanik, Sakız, 28 gün gezdim. 28 gün gece gündüz sayıklamış beni gelinceye kadar, o kadar korkuyormuş kesmesinler diye.

1942 yılına gelelim, büyüklerinizden duyduğunuz ya da sizin yaşadığınız öyküler var mı?
Valla o zaman, geldikleri zaman çocuktuk.  Rahmetli oldu ya, dayım bekârdı. Evlendi ve evlendiği zaman düğünde yardımcı oldular, eğlendiler hep beraber.

Gelen Yunanlılar kaç kişiydi?
Aşağı yukarı...epey hane vardı, hane, kişi değil hane, bilmiyorum ama 20 -30 hane vardı rahat, kalıyorlardı. Komşularımızdan aşağı yukarı beş altı hane vardı bize komşu ,orda otururlardı. Onların dilinden herkes anlamazdı, hep bize gelirlerdi. Dayımın kayınçosu, kayın pederi, kayın validesi, onlar da gelirlerdi. Onlar da Giritli. Çok çok 15 -20 metre mesafeyle otururlardı, saç ayak şeklinde Giritliler. Onlar da onların aralarındaki boş kiracıydılar. Orda oturur bize gelip giderlerdi.

Bir şey duydum da bir Giritli kızla Müslüman oğlan birbirlerine âşık olmuşlar, oldu mu öyle şeyler?

Var var Mustafa. O kaptanın kızıydı, bekâr dedim ya, onun kızı. Onların evinde de kiracıydı o. Onlar o evde, bunlar bu evde. Bir şey, kız bekâr, yetişkin o yıllarda. Araba kıt, atlan gitsin Çeşme'ye gitsin. Babası aldığı parayı kızına teslim ederdi. Hatta kulplu altın dizerdi, onları iple beline dolardı. Çocuğun anasının adı da Fatma’ydı. Fatma derdi ona, kaldırırdı eteğini, bak der altınları gösterirdi annesine. Sonuçta kaçarlarken kız istedi kalsın. Evlensinler. Çocuk da razı oldu kalsın. Annesini kıramıyordu çocuk, yani çok sözü geçerdi annesinin. Biz çocuktuk, büyük bir avlu vardı. Yengesi mengesi geldi, allaha ısmarladık dedi. Son tekne, getirip götürüyordu Yunanlıları tekne, son partiye kendi ailesini alıp gidecek, başka yok. Son partide işte geldi yengesi, mengesi, hepsi allaha ısmarladık demeye. O da beraber, çocuğun annesine Fatma’ydı, ben dedi burada kalmak istiyorum dedi, ben Mustafa’yı istiyorum dedi. Oğlu da avlu içinde, bir kuyu var kuyunun az ilersinde. Yani o masa misali, hiç unutmam, esmer bir karıydı. Çıkardı göğsünü kadın, çocuğun annesi göğsünü çıkardı. Esmerdi. Mustafa dedi, ne o anne dedi, onu alırsan, Yunanı dedi, buradan emdiğin süt haram ederim sana. Hadi kızım git dedi kıza da. Buradan emdiğin sütü haram ederim dedi. Sakız'da görüştük bir kadınla filan kişiyi tanıdın mı? diye sordum. o öldü dedi, hiç evlenmeden dedi. Ardieo Andierego soyadı.

Nereliydi bunlar?
Susam. Susam adasından. Buradakiler ne kadar Rum varsa hepsi Susamlıydı.

Peki, Mustafa ne oldu?
Mustafa, sonra, 1-2 sene aldanmıyorsam askere gitti, geldi. Ondan sonra komşu kızıyla evlendi. Sonra 5 mi 6 mı, çocuk sahibi oldu ve öldü. Prostattan öldü.

Yeni mi öldü?
2-3 sene evvel

Bunun gibi başka öyküler de var mı?
Hatırlayamıyorum. Sırası gelince belki.

Peki. Biz sizi daha fazla yormayalım. Teşekkür ederiz.

 


» Abdülgani Kalaycı
» Ahmet Akcan
» Ahmet Gönül
» Ahmet Yorulmaz
» Ali Onay
» Angeliki Voyaci
» Bayram Dikoğlu
» Bekir Sıtkı Baykal
» Dimitrios Karaminas
» Dimitros Karatzitzis
» Fatma Bozdemir
» Hacer Kurt
» İbrahim Gündenç
» Kazım İnam
» Manolis Violatzis
» Mehmet Hayati Ocak
» Nikos Demerci
» Nikos Karavas
» Osman Hakkı Akbaykal
» Panayotis Doukas
» Spiros Pavlis
» Yorgos Photellis
» Yorgos Primos