|

Adınız?
Photellis Yorgos, 84 yaşındayım. Buranın yerlisiyim.
İkinci Dünya Savaşında durum nasıldı?
Korku ve dehşet; yanlış bir adım attığında, seni yargılayacak bir mahkeme yoktu. Suç işlediğini düşündüklerini çamlıklara yolluyorlardı. Nerede bulurlarsa, orada tüfekle öldürüyorlardı.
Siz neden gittiniz?
Biz bulabildiğimiz odunlar ve eski çivilerle sandal imal ediyorduk. Aramızdan biri ormana gidip bütün gün reçine topluyordu, sandallara sürmek için ve üç beş kişi toplanınca karşıya yolluyorduk. Şanslı olanları yolda Türk kayıkları buluyordu, kimse onlara dokunmuyordu, sandalsa istediği yere gidiyordu. Dışarıya çıktığında birini tanıman şarttı, yoksa geri dönerdin. Burdan bir tüccar, karşıya, zeytin fabrikalarına, büyük yuvarlak değirmen taşları götürüyordu. O bize Ziya diye birinin adını verdi, onu hemen bulduk. Önce bizi gümrük binasına götürdüler.
Türkçe biliyor musunuz?
Çok az.
Ayvalık’a girdiniz, sonra ne oldu?
Ayvalık’ın içine girdik. Sonra bizi gümrüğe götürdüler, ne yapacaklardı. Jandarmalar vardı, 50 kişi idik, hep yaşıt gençlerdik. Ziya’yı bulup haber vermesi için bir balıkçıyı yolladık. Ziya Ayvalık’ta çok meşhurdu.Bir diğer tanıdık, çok dükkânı olan Nurettin Efendi idi. Fazla zaman geçmeden geldi, jandarma ile Türkçe bir şeyler konuştu ve bize “çıkın dışarıya” dediler ve mesuliyeti kendi üstüne almış oldu. Bir hana götürdü. Hiç unutamayacağım, tahta döşeme bit dolu idi. Fakat az kaldık, gelip bir saat sonra gideceğimizi söyledi. İzmir’e. Eski yük dolu bir kamyona bindirdiler, bir de bekçi koydular. Yolda giderken mola da verecektik. Menemen yakınlarında bir dükkan bulduk ve durduk. O, kahveciye kahve ısmarladı.
Oralarda bir çiftçi, iki atla tarla sürüyordu. Bize yaklaştı. Bizden biri tercüman yardımı ile “atları verir misin biraz süreyim?” dedi. Evet cevabı aldığında başladı sürmeye, sanki atlar havada uçuyordu. Bunu gören çiftçi “kaç para verirsem burada kalırsınız” dedi. Maalesef böyle bir şey imkansız, kalamam dedi.
Bulgur yedik ve İzmir yolunu tuttuk. İzmir’de yine hana gittik fakat öbürüne benzemiyordu, daha büyük, daha güzel, mutfağı ve başka çok şeyi vardı. İngilizler ödüyordu. Her ırktan 150 kişi vardı; Musevi, Filistinli, İngiliz, Fransız, Alman. Zamanı gelince sevk ediliyorlardı.
Orda 15 gün kaldık, dışarıya izin kâğıdını nöbetçiye gösterip çıkabiliyordun. Kimseye sormadan yalnız İngilizler çıkıyordu.
Gitme zamanı geldi, yarın Halep’e gidiyorsunuz dediler. İstasyona, trene gittiğimizde 8-10 vagonlu bir tren olduğunu gördük. Vagonlarda “25 kişi 8 at” yazısı asılıydı. Ya bu kesin Yunan trenidir dedim. Tren hınca hınç doldu ve Halep’e vardık.
Türkiye’de olduğunuz müddetçe Türklerle ilişkiniz oldu mu? Ayvalık’ta, İzmir’de, yolda?
İlişkilerimiz daima vardı, gitmeden önce de vardı, hep balıkçılarla.
Kaldığınız sürece size nasıl davrandılar?
Hiç bir şikayetim yok. Bak, balık tutmaya giderken, denizde bir bayrak buldular. Onları bayrakla görenler Türk sanıyorlardı, böylece nereye isteseler gidiyorlardı. Anlaşıldığında yakaladılar, o zaman sordular bu ne?Mendil. Koca Türkiye’ye burnunu mu siliyorsun diye o zaman dövdüler.Başka birine neden ağzın açık diye sorduklarında, esir olduğumdan cevabını verince bir tokat yedi.
Türkiye’de tanıştığın kişilerden birilerini hatırlıyor musun, Ayvalık’ta İzmir’de?
Hep balıkçılarla ilişkimiz oldu. Bir de atlarla anlattığım olay. Sonra onu bulmak istedik ancak öldüğünü öğrendik, eh gitmemizin anlamı kalmamıştı. Beş kişilik grubumuz toplandı ve Ayvalık’a gittik. Şu yere gitmek istiyoruz, bize yardım etmişlerdi dediğimizde bir polis geldi. Gitmeyin, ne yapacaksınız, o vefat etti dedi. Ah ulan dedim.
Siz harpten sonra yine gittiniz mi?
Gidip orda çalışıyorduk, balıkçılık yapıyorduk.
Türk balıkçıdan kötü muamele gördük diyenler yalan konuşuyor.
Ben 15 yaşımdan beri karşıya gidiyordum, harpten önce. Sonra, bilmeden karşıya nasıl gidebilirdim, balıkçı dostlarım vardı adları Ferhat, Ali, Mustafa, bunlar Giritli idiler.
Kaynanan nerelidir?
Cunda Adası’ndan.
Türkiye’deki bütün bu maceranı şimdi hatırladığında düşüncelerin olumlu mu olumsuz mu?
Hepsi olumlu. Türkiye’ye gitmek istiyorum fakat orda kimseyi bulabilecek miyim? Şimdi kolay, sırf hüviyetle gidiyorsun. Bir gün gideceğim be.
|