Adınız?
Emanuil Manolis Violatzis. 

Kaç yaşındasınız?
88. 

Nerelisiniz?
Küçük Asyalı. 

Neresinden?
Moshonisi (Cunda adası), Ayvalık’tan.

Biliyorum ben de Ayvalıklıyım. Ne zaman buraya geldiniz?
1922’de.  

22’de mi 24’te mi?
Hayır, 22’de karmaşa olduğu zaman babamız bizi topladı ve Midilli’ye geldik önce Misteğna’ya yerleştik. Türk askerleri geldiği zaman 1922'de, Ayvalık limanına bir gemi geldi ve ileri gelenleri, polisleri, gümrükçüleri aldı ve halkı bırakarak gitti. Annemin sonradan anlattığına göre babamız “baş gittikten sonra kuyruk dayanamaz, kalk gidelim” demiş. Yanımıza ne aldı isek aldık. Adanın üstü insanlarla dolu idi ve sandallarla taşıyorlardı, ne motor ne başka bir şey vardı. Yelkenle yetişebildikleri kadar taşıyorlardı, sonra tantana bitti. Babam burda gümrükte doğdu Mandamado’da. Sandal bizi Misteğna’ya çıkarttı. 

Alman işgalinde burda durum nasıldı?
İşgalde açlık vardı, Almanlar onlara ters bir şey yapanı tüfekle vuruyorlardı, ne mahkeme vardı ne de başka bir şey, içeriye tıkıyorlardı, hiçbir şey yapamazdın. 

Küçük Asya’ya neden gittiniz?
Biz sandalla karşı kıyıya, insan taşıyorduk, bu ortaya çıkınca sandallarımızı aldılar, hepsini aldılar. Sonra bir kısmını Midilli bloklarına götürdüler. Sandalları birbirine bağladılar. Onları çekmek için tekne geldiğinde son iki sandalın halatı koptu ve limanda kaldılar. Kalan sandalları almaya sonra geleceklerdi. O gün ben dağdaydım, 30-40 sandalı çeken tekneyi izliyordum, ikisi kopunca arkada kaldılar. Sandalları aldık, kötü bir durumdaydılar, sahile yaklaşınca onları açığa aldık. Çünkü orada kalırlarsa çalınabilirlerdi. Çünkü herkes bulduğu her şeyle kaçmaya çalışıyordu, açlık yüzünden kalmak istemiyorlardı. Ben ve bir arkadaşım sözleştik. Direnişe katılmak için sandalları alıp gece gidecektik. Fakat buluşma yerimizi yanlış anladıkları için buluşamadık ve geri döndüm. Sabah beni gördüklerinde “neden gelmedin?” diye sordular, ben de “geldim siz nereye gittiniz dedim”, “orda bekliyorduk” dediler, “peki orası için mi anlaşmıştık?” dedim. Ben başka yere gittim siz başka yerdeydiniz, nasıl bulayım gece karanlığında, şimdi gidelim mi? Sabah 7-8 arası, şimdi gidelim mi? Hazırım inin aşağıya dedim. Onlar direnişe katılmak için gitmek istiyorlardı. Sandala binip denize açıldık. 

Ve nereye çıktınız?
Biz İzmir’e gittik. 

Burdan İzmir’e?
Evet buradan İzmir’e, güpegündüz  

Yelkenle mi?
Yelkenle değil kürekle buradan geçtik. Almanları görünce balık avlıyormuş gibi yaptık, bize dokunmadılar ve geçmemize mani olmadılar. Biz devam ettik, sahile 500 metre yaklaştık. 

Türk sahiline?
Evet Türk sahiline, fırtınadan korunmak için. Fakat nereye gidelim motorumuz yok, hiçbir şeyimiz yok, sırf kürek. Perikli’ye dedim bir kayık geçerse kurtuluruz yoksa boğulacağız, çünkü o denize atlayalım diyordu bense denize atlarsak boğuluruz, sahile varamayacağız, yakın sanıyorsun fakat değil, poyraz esiyor hem de kuvvetli poyraz. Bir yelkenlinin güneye doğru yol aldığını gördüm, yaklaşınca torbamla sinyal vermeye başladım, yelkeni indirip üstümüze geldi, kendisine bizi bağladı.Ne istiyorsunuz dediler. Ben de şimdi Türkçe söyleyeyim, biraz Türkçe biraz Yunanca, biz iki arkadaşız Alman’a asker olmaktansa Türk askeri olalım dedim.Kayık ortaklaşa, makinistle kaptanındı, biri Alman dostu öbürü İngiliz dostuydu. Perikli’ye ağla ulan kerata ağla diyordum, bakalım belki alırlar bizi, ağla ulan ağla. O ise nasıl ağlayayım deyip gülüyordu. Biri bunları alalım diyordu, öbürü almayalım diyordu. O zaman ben “efendim bu sandal ufak bu hava çok” dedim. Birkaç Türkçe kelime biliyordum, çünkü balıkçı olarak Ayvalık hapishanesinde birkaç kere yatmışlığım vardı. Bu sandal ufak bu hava çok ne yapalım, nereye gidelim boğulacağız diyordum. Sonunda bizi aldılar, İzmir’e çıktık. 

İzmir’de nereye gittiniz?
İzmir’de o gece kayıkta kaldık, çok iyi Yunanca bilen bir polis bizi sorguladı, isimlerimizi aldı. Ben bazen bir Türkçe kelime söyleyince, kaptana bu Türkçe biliyor dedi. Kaptan çok az bildiğimi söyledi. Ona bir dayak atarsam konuşur dedi. Kaptan tekrar bilmediğimizi söyledi. Fakat ben bir kelime anladığımda hemen söylüyordum.Kayıkta uyuduk, sabahleyin geldiler, bizi dışarıya çıkarttılar ve dört binaya girip çıktık, en sonunda bir binaya girdik. Merdivenleri çıkarken arkadan tabancaları görünüyordu, belinde silah olduğuna göre emniyet kuvvetleridir dedik.
Hapishanede bir Türk genci vardı, o bana, arkadaşım geldiğinde ona konsolosluğa gitmesini söyleyeceğim, konsulat kelimesi hariç diğerlerini anlıyordum, oradan biri gelip sizi alsın dedi. Bir zaman sonra arkadaşı geldi, içeriye girdiğinde ne dediyse dedi, gitmesinden 5 dakika geçmemişti ki iki kişi girdi, bizi aldılar ve başka bir binaya götürdüler. Burada halılar ve koltuklar vardı, bambaşka bir yerdi. Perikli’ye şimdi ne oluyor dedim.Biraz sonra konsolos ortaya çıktı, adı Gonatas idi. Onun Misteğna’da bir tarlası vardı, kiracısı ise Perikli’nin amcasıydı. İsimlerimizi sorduğunda ben Violacis o Pafyotelis deyince, İosif Pafyotelis neyin oluyor? Diye sordu ve Perikli de amcası olduğunu söyledi.
Bir an evvel burdan gitmeniz lazım, geri gönderme emirleri var. Çünkü Çanakkale’de iki Türk’ü öldürmüşsünüz. Çanakkale ile Midilli arası 300-400 mildir dedim, nasıl oraya gidip Türkleri öldürebiliriz, bu olabilir mi? Denize açıldık, yolda kayık bizi aldı buraya getirdi. Mutlaka buradan gitmeniz lazım dedi. Ne yapacağımızı bilmiyorduk. Elinden geldiği kadar bize yardım etti, harçlık da verdi. İzmir’de bir han vardı, oraya gittik, herkes orada toplanıyordu. Samos’tan 42 kişi bekliyoruz dediler, gelir gelmez onlarla gitmeniz lazım. O gece geldiler ve sabah onlarla gittik. 

Nereye gittiniz?
Türkiye’yi baştanbaşa geçip Konya’ya vardık. Afyonkarahisar gibi şehirlerden geçtik. Konya’da başka trene bindik ve Suriye sınırına girdik.
Yolda tercüman bize tembih etti, çocuklar sakın tren durduğunda bana söylemeden kimse inmesin, çünkü başında ve sonunda nöbetçi var, izinsiz inene ateş edecek. Trende 42 artı 8, 50 kişi idik. Halep’e geldik. Orda otomobillere bindirdiler ve bir mülteci kampı gibi bir yere götürdüler. Yunanistan’la ilgili şarkılar söylüyorlardı:
Acılı Yunanistan gözyaşları ile süslenmiş
Zaman gelecek işgalden kurtulacaksın, benzeri şeyler.Orda bize askeri elbise verdiler, banyo ve aşı yaptırdılar. Ben samimi olayım kalp hastasıyım deyip yaptırmadım, çünkü aşı şişme ve ateş yapıyordu. 

Sen bir göçmen olarak ikinci kez Küçük Asya’ya gidişinde nasıl hissettin, Türkleri nasıl gördün?
Türkleri yalnız İzmir’de gördüm, başka hiç bir yerde durmadık. İzmir’de çok iyiydi. Yalnız kaptanı çok sıkıştırdılar, onu üzdüler.  

Sen psikolojik bakımdan ne hissettin?
Çok iyi, pek temasım olmadı zaten, hanın içinde az oturduk. 

Bir Türkle temasın olmadı mı?
Yok, yok birbirimizleydik, zaten handa çok Yunanlı vardı, iki gün kadar kaldık.Ondan sonra Halep’e doğru yol aldık. Elbise verdiler, beni deniz kuvvetlerine verdiler. 4 kişi idik ve Mısır yolunu tuttuk, Filistin’den geçtik, o zaman İsrail yoktu, Suriye, Filistin ve Mısır başka bir ülke yoktu. Filistin’de iki gün kampta , orda kazan vardı, sonra bizi Mısır’a götürdüler. Aramızda deniz kuvvetlerine ayrılmış 4 kişiden biri üniversite talebesi idi, onun parası vardı, bana harçlık, sigara parası veriyordu, çok iyi bir insandı. Adı Grigorios Tumbas, Selanikli idi. Mısır’a gittiğimizde orduya hemen teslim olmayalım, kampın PKP harfleri taşıyan terasında top oynamaya müsait koca bir binası var dedi.Akşama gidelim, şimdi gidersek bizi içerde tutarlar, önce etrafı gezelim. Akşam gittik ve öyle de oldu, güzel geçti. Beni Musa’nın kaynak sularına yollamak istiyorlardı, çünkü elimde sakatlık vardı; elim yamuk, parmaklarım çarpıktı. Bundan dolayı diğer sakatlarla oraya sevk etmek istiyorlardı. Bir aydan fazla orda kaldım, biri bana üst makama çıksana dedi, orda bir şeyler yapabilirsin, sen delikanlı adamsın. Başka bir yere yollasınlar, o kaynaklarda işin ne dediler. Ben de gittim, başvurdum komutana. O da ne desin, beni ne yapsın bilmiyordu. Tam o sırada odaya bir deniz albayı girdi ve onun sayesinde kurtuldum. Beni Zefiros adlı bir gemiye aldılar. 


» Abdülgani Kalaycı
» Ahmet Akcan
» Ahmet Gönül
» Ahmet Yorulmaz
» Ali Onay
» Angeliki Voyaci
» Bayram Dikoğlu
» Bekir Sıtkı Baykal
» Dimitrios Karaminas
» Dimitros Karatzitzis
» Fatma Bozdemir
» Hacer Kurt
» İbrahim Gündenç
» Kazım İnam
» Manolis Violatzis
» Mehmet Hayati Ocak
» Nikos Demerci
» Nikos Karavas
» Osman Hakkı Akbaykal
» Panayotis Doukas
» Spiros Pavlis
» Yorgos Photellis
» Yorgos Primos