|
Bir belgesel üzerine -30/01/2008- Samos, Türkiye kıyılarına bir sigara içimlik uzaklıkta. İkinci dünya savaşında bombalanmış, işgal edilmiş. Denizlerin ortasında ölümü, ölüm duygusunu derinden yaşamış. Hayatın kıyısında olmanın anlamını hiç hafızasından silmeden dingin, kendi halinde taşıyagelmiş. Ve gariptir, sessiz sedasız bir vefayı da... Hem saldırılar, hem de iç savaş sırasında yabancılara ve kendine yenik düştüğü, kurtuluş umudunun tükendiği o zorlu zamanlarda halkını karşı kıyıya emanet etmiş. Kimi zaman Samoslular, kimi zaman partizanlar, kimi zaman işgalciliği ve savaşı reddeden İtalyan askerleri sığınmışlar Ege'nin bu yakasına. Ellerine geçirdikleri yüzen ne varsa, ağaçlar, tahta sandıklar, kayıklar, tutunup gelmişler çaresizce. Öyle ya, daha 25 yıl bile geçmemişken üzerinden Anadolu işgalinin -kimi Türkiye Egelileri yaşadıkları -yaşatılan acılardan dem vursalar da, sevgiyle kucaklaşmışlar Yunanlı komşularını. Yalnız Samos'tan değil Sakız'dan, Midilli'den ve daha birçok yerden gelmişler, sığınmışlar. Binlerce Yunanlı barınmış, karınlarını doyurmuş, çalışmış ve yeni bir hayatı dokumaya başlamışlar yeniden. Bilinen kötü bir olay var sadece. Yıllar öncedir. Samos sokaklarında dolaşıyorsunuz. Tepede, bir mahalle meydanında soluklanıyorsunuz. Belki meydan bile demek abartı olur. Meyhane ve Komünist Partisi ile çevrelenmiş bir alan... Duvarın dibinde iki ihtiyar oturmuş sohbet ediyorlar. Biri tespih çeviriyor. Yanındaki arkadaşına "baksana ihtiyara diyorsun, bizim gibi çeviriyor tespihi"... Arkadaşın "tespih de çok güzel" diye tamamlıyor seni. İhtiyar kalkıyor, gelip tespihi önünüze koyuyor. Şaşırıyorsunuz. "Size hediye ediyor" diyorlar, "beğendiğiniz için"... Peki, nereden anladı konuşmalarımızı? "Türkçe biliyor musunuz?" Başını eğiyor ihtiyar. Onların sekizinin de partizan olduğunu ve iç savaştan sonra Türkiye'ye kaçtıklarını anlatıyorlar. Yunanistan iç savaşı üzerine bir sohbete dalmışken, kalkıp gittiğini fark etmediğiniz diğer bir ihtiyar, gelip önünüze bir paket bırakıyor. Tozlu, büyükçe, iplerle bağlanmış bir paket. Açıyorsunuz, iç savaş döneminin gazeteleri, fotoğrafları, belgeleri, bildirileri... Bu da size hediye. O gün işte... Samoslular'ın hiç unutmadıkları ve içlerinde hüzünlü bir şükran duygusuyla yaşayageldikleri o öyküleri, hiç anlatılmamış, unutturulmaya çalışılmış bir tarihin ayrıntılarını öğreniyorsunuz. İzmir'den bir belgeselci, Tahsin İşbilen bu konu üzerine çalışmış. Araştırmış. Tanıklara ulaşmış ve insanı yüreğinden vuran bir belgesel film çıkarmış ortaya. İçten, ayrıntılı, yoğun onca anlatının içinden süzülüp gelen bir soruyu da... Bu kadar deneyimin ardından Türkiye ve Yunanistan halkları neden yaşanası ve yıkılamaz bir Ege barışının tasavvurunu oluşturamamışlar. Neden hep çok uzak, unutulmuş bir ada gibi kalmış 'ege ütopyası'. Çünkü sınırları olmayan bir Ege dünyasını kurmak için binlerce Yunanlı canını verdi. Truman doktrinleriyle, soğuk savaş politikalarıyla, Marshall planlarıyla, barbarlıkla önü kesildi o sürecin. Düşman-korku karanlık yaratıldı hep. Yunanistan iç savaşının ilk döneminde, yani Kapitano Aris'in başı kesilene kadar, uğrunda savaşılan o hayali kim yok etmiş? Enis Rıza / Bir Gün Gazetesi |
|||
|